23 Temmuz 2019 Salı

Ben enerjiyim!

Chrislane D. Martel'in kitabı... Facebook'ta kitap ve film indirmek için çok iyi bir grup var. Yeni haberiniz oluyorsa hemen katılın derim çünkü arşivleri çok büyük. İsmi, E kitap paylaş (PDF ve EPUB), dikkatimi çeken pek çok kitabı buradan indirip inceliyorum, kimisini bilgisayardan okuyup bitiriyorum. 

Bu kitabı da daha önce indirmişim, şimdi bir göz atayım dedim. Bazen enerjiye çok ihtiyaç duyuyoruz değil mi, özellikle yaz ayları... Birşeyler yapmak istiyoruz ama kolumuzu kaldıracak halimiz olmuyor. İşte böyle zamanlar için klavuz olabilir düşüncesiyle indirmiştim kitabı.


"Hindistan'da 5000 yıllık bir geçmişe sahip dini gelenek, prana diye anılan evrensel bir enerjiden bahseder. Bu prana veya yaşam soluğu, bütün vücuda yaşam vererek canlanır. Yogiler, gerçek fiziksel yaşlarının çok daha altında bir gençlik ve canlılık kazanmak ve sürüp giden titreşimlerini arttırmak için solunumda, meditasyonda ve fiziksel alıştırmalarda (yoga) bu enerjiden yararlanırlar. Çin'de, bu yaşamsal enerji, chi adını taşır. Çinlilere göre her şey, canlı veya değil, bu evrensel enerjiyi içerir ve ondan oluşur. Chi, yin ve yang adındaki iki zıt güçten oluşur. Yang, çok kuvvetli ve aşırı hareketli bir güce sebep olurken, çekinik özellikliğin, yetersiz bir devinimine yol açar. Buna karşın, bu iki zıt kutup, sistem içinde dengede ve uyum içindeyse, kişi çok sağlıklı olur. Eski Çin sanatı olan akupunktur, yin ve yang'ın dengesi üzerine kuruludur. Bize en yakın olan örnek, yahudilerin kutsal kitap metinleri ve sözlü gelenekleri üzerine yaptığı gizemli yorum olan Kabala, aynı enerjiye "yıldızsal ışık" der. Hıristiyanlıkta da, çok sayıdaki resimde ve ikonda bulunan İsa ve diğer dini kişiler, bu ışıklı alanla çevrelenmiş olarak gösterilirler. Eskiden, küçük din kitaplarında, bu olay azizlerin başlarındaki haleler (aura) ile açıklanırdı. Petit Larousse' a göz attığımızda şu açıklamayla karşılaşırız: Latince aureoa'dan gelen hale kelimesi, altın taç (Latince corona) demektir. Gördüğümüz gibi bu enerji, çok eski zamanlardan beri gözlenmiş ve değişik isimlerle anılmış olsa da, anlamı tektir, evrensel enerji alanı. 

İnsanın enerji alanı, insan yaşamının derinlikleriyle evrensel enerjiyi bir araya getiren bir olgudur. Kendini, fiziksel gövdeyi çevreleyen ve ışıklı bir yapı içeren, kendi özel ışınlarını yayan, genel olarak "aura" diye tanınan bir şekilde gösterir. Demek ki, insanın aura'sı ya da "insanın enerji alanı", evrensel enerjinin insan vücuduna bağlı bir parçasıdır. İnsanın enerji alanının, madde ve varolan cisimler üzerinde düzenleyici bir etkisi vardır. Bu alanın, 3 boyuttan daha yüksek bir noktada varolduğu düşünülür. Maddesel dünyada kendini gösteren bütün değişiklikler kendilerini önce bu alanda gösterir. Öyle görünüyor ki, insanın enerji alanı, sürekli olarak evrensel enerjiden üretilir. Biz enerjimizi kullanmayı arttırdıkça, o da tıpkı bir bolluk sembolü gibi, daha da çoğalır. Bu kaynak sonsuzdur. Bu enerjiden istediğimiz kadar ödünç alabiliriz. Bu inanılmaz bir kavramdır ve gezegenimiz için olduğu kadar, gelecek evrimimiz için de büyük umutlar taşır."

Ben bu konuda, hastalıkların fiziksel bedenimizde oluşmadan önce auramızdaki değişiklikten  tahmin edilebildiğini ve enerjimizi hava, toprak, güneş, ağaç ve gıdalardan  arttırabildiğimizi biliyorum. Ek bilgi arayışına girdiğimde Ayşe Tolga'nın bir yazısına rastgeldim ve beğendim, konu ilginizi çekiyorsa göz atın derim: Evrensel Yaşam Enerjisi Chi Nedir?

20 Temmuz 2019 Cumartesi

Sevimli bir şiir

istockphoto.com

Bu akşam antoloji.com u okurken takıldım bu şiire ve çok sevdim. Var mı benim gibi başka böyle perhiz yapan? ;))

Dohtor Bey
Verdigin perhize budur gayratım, 
Bundan başka uyamayong dohtor bey,
Üç sepet yımırta sabah kahvaltım,
Teker teker sayamayong dohtor bey!
İki leğen pilav bir yayıg ayran,
İster yağlı olsun ister yavan,
Yanına keseyong beş kilo sovan,
Yeyong yeyong doyamayong dohtor bey!
Üç tencere bamya yirim bişince,
Yirmi tas su içip biraz koşunca,
Her yanı sökülür garnım şişince,
Sağlam göynek geyemeyong dohtor bey!
Sinciye acımdan çogtan ölürdüm,
Sağolsun gomşular ediyo yardım,
Bi guzudan fazla yimem söz virdim,
Ayıp olur cayamayong dohtor bey!
Bazı az geliyo beş kasa hurma,
Yedi lahanadan yapıyoz sarma,
Onuda mı yeding deye hiç sorma,
Utaneyong deyemeyong dohtor bey!
Günde iki çuval unum gideyo,
Avradım her sabah ekmek edeyo,
Bir gazan fasille gönül ye deyo,
Artırmaya gıyamayong dohtor bey!
Senede gırk dönüm bostan ekering,
Benden başka kimse yimesing dirim,
Gavını, garpızı gabıglı yirim,
Acelemdeng soyameyong dohtor bey!
Bilmem gara Memmed nereye gider,
Buyumuş gısmatım, buyumuş gader,
Bi günde yediğim işte bu gadar,
Daha fazla yeyemeyong dohtor bey!
Bedirhan Gökçe

18 Temmuz 2019 Perşembe

Alıntılar

Merhaba, okuduğum kitaptan bazı alıntılar yazacağım. Bunlar daha önce de blogumda bahsettiğim Odaklanmanın Gücü adlı kitabımdan...


* Eğer güven kazanmak, ilerlemenizi hızlandırmak ve enerjinizi azami seviyeye çıkarmak istiyorsanız; korkularınıza karşı koymanız gereklidir. Şimdi bitmemiş işlerinizi bir kez ve herkes için halletmek maksadıyla bir karar verin. En iyi atışınızı yapın. Tamamlayın ve devam edin.

*  Sahip olduğunuza ve istediğinize odaklanırsanız: kendiniz için bir vizyon oluşturabilir, bir plan çıkarabilir ve onun için uğraşabilirsiniz.

*   Daha önce belirttiğimiz gibi ünlü macera adamı ve kaşif John Goddard, dünyadaki en büyük hedef belirleyicilerinden biridir. Kendi yaşamında, yirmi kişinin toplamda yapacağindan daha fazlasını başarmıştır. Engelleri nasıl aştığı sorulduğunda, "Saplanıp kalırsam, ardından yedi günde bitirebileceğim tek ve basit bir hedefe odaklanarak yeniden başlarım. Başka hiçbir şey düşünmem ve bu genellikle beni yeniden ivmelendirir." demiştir.

*  Olumlu bir günlük alışkanlığı yaratmak için, her günün sonunda başardığınız şeyleri yazmak üzere birkaç dakikanızı ayırın. Çoğu kişi başaramadıklarını yazacak ve bu konuda kötü hissedeceklerdir. "Buna ulaşamadım, buna da ulaşamadım." Günlük başarılarınıza odaklanmak, daha büyük hedeflerinize ulaşma yolunu döşeyen pozitif zihinsel adım taşları yaratır.

Yapamayacağınızı düşündüğünüzde -> Geçmişteki büyük başarılarınızı hatırlayın.

*  Önceki bölümde de belirttiğimiz gibi, ihtiyaç duyulduğunda tecrübesi sizi çukurdan kurtaracak birkaç büyük insanla kendinizi kuşattığınızdan emin olun.

*  "Eğer içinizden 'sen resim çizemezsin' diyen bir ses duyarsanız, herşeye rağmen çizin. O ses susacaktır." Vincent van Gogh

 Şimdilik bu kadar, mutlu umutlu bir gün diliyorum :)

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Cingöz Balık - Hüseyin Yurttaş kitap yorumu

Bu kitabı Kitap Eylemi Blogu'nun çekilişinde kazandım ve elime geçer geçmez okuyup bitirdim. Sıcakların olumsuz etkisiyle çoktandır bir kitap bitiremediğim ve çoktandır çocuk kitabı okumadığım için severek okudum. Kitap, masallardan oluşuyor, fabl olarak da nitelendirilebilir. Masal kahramanlarının birçoğu balık, karınca, uğur böceği, serçe gibi günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz hayvanlar. Bunların hayatlarına dair öyküler ancak bazı yerlerde hayatları insan hayatını yansıtıyor ve çocuklara dersler veriyor. Kitabı genel olarak beğendim, büroma getirdim ve buradaki çocukların birine hediye edeceğim. Bu apartmandaki çocuklar çok sempatik ve benimle ayaküstü sohbet etmeye bayılıyorlar :)


Sizinle ayrıca benim günüme damga vuran şarkıyı paylaşmak istiyorum.



Hayırlı akşamlar...

27 Haziran 2019 Perşembe

Fethiye gezisi

Geçmiş bayram gezi yazılarından biri daha... Bayramın ilk günü yoğun kitap okuyarak geçmişti ve ertesi gün evde oturmamak için yanıp tutuşuyordum. Gideceğim yer biraz uzak bir mesafe olmalıydı ki, kafamı iyice dağıtayım, yolculuk yaptım diyebileyim... Yürüyüş gruplarının etkinliklerine bakarken, daha önce hiç katılmadığım bir grubun programı dikkatimi çekti: Faralya, Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu. 

Yıllar önce bir arkadaşım İstanbul'dan yola çıkıp ailesiyle Kabak Koyu'nda kamp yapmıştı. O zaman bana daha yakın olan bu yeri çok merak etmiştim ve görme şansım olmadığı için üzülmüştüm. Burayı görmek, denizinde yüzmek aklımda kalmıştı ve çok istiyordum. Hemen grup liderini arayıp kayıt yaptırdım. 

Sabah 6'da yola çıkılacaktı, araç ilk önce beni alacaktı. Hazırlık yapma işini sabaha bırakmıştım ama tam 6'ya 10 kala evden çıkmaya hazıdım. O anda rehber beni arayıp 6'ya 10 kala buluşma yerinde olmam gerektiğini söyledi. Bana böyle bir bilgi verilmemişti, etkinlik sayfasında 6 yazıyordu. Dolayısıyla grupla yeni gidecek olmanın acemiliği ile beni panikleten rehber yüzünden buluşma yerine koşmaya başladım. Bu, bel fıtığı olanlar içinse ağrıyı arttıran, zararlı bir aktivitedir. Dolayısıyla ben araca vardığımda bacağım ağrıyordu ve etkinlikte yapılacak yürüyüş için halim kalmamıştı.   

Yine de uzun bir yol gideceğimizi ve bu esnada ağrının geçeceğini düşünerek yolculuğa pozitif olarak başladım. Etkinliğe kahvaltı dahildi ve Korkuteli'yi geçince kahvaltı mekanında indik. Mekan sahibi bir Rum kadındı ve bozuk Türkçe'siyle bağıra bağıra konuşuyordu. Organik olduğunu söylediği balın boyalı ve aroma katılmış olduğunu düşünüyorum, salam, sosis gibi işlenmiş gıdaların kalitesindense hiç bahsetmeyeyim. Çeşit olsun diye sade makarna ve doğranmış yumurtalı soğuk bayat ekmekler...

Yine de keyfimi bozmamakta kararlıydım. Tekrar yola çıktık, Fethiye'ye varmamız öğlen 12'yi buldu.


Ölüdeniz'e geldiğimizde ise yoğun trafikle karşılaştık, 45 dk kadar tampon tampona ilerledik. Aracımızsa ya eski ya da bakımsızdı, zaten sürat yapamıyordu. Hafif eğimde bile zorlanıyordu. Araçta arkamda oturanlar mendillerini ve pet su şişelerini yere atmış benim önüme sürüklemişlerdi. Buna dayanamazdım artık, çöpün içinde gitmeyi hak etmiyordum. Grup liderine söyledim ve o esnada önümde oturan kız şikayetimi duydu ve boş poşeti olduğu için hemen bunları topladı. Rehbere kalsa sonra toplanacaktı.

Ben yine tatil moduna girip rahatladım. Faralya'da Kelebekler Vadisi'ni kuşbakısı gören yol üstü bir yerde mola verip manzaranın keyfini çıkardık.


Burada mini bir kafe vardı ve fotoğraflar çekindikten sonra bir çay alıp yola öyle devam ettim. Yürüyüşün başlayacağı yere yaklaştığımızda rehber havanın çok sıcak olduğunu istersek Ölüdeniz civarında daha kısa başka bir parkuru yürütebileceğini söyledi. Benim asıl derdim Kabak Koyu olduğu için bu rotayı hoş karşılamadım, zaten otobüste kimse bunu onaylamadı ve yürüyüşün başlayacağı noktaya geldik. 

Tam ben rahatsızlığımı rehbere söyleyip su şişemi taşıması için vermeye hazırlanıyordum ki, durumu ciddiyetle ele alıp "bacağınızı zorlamayın" dedi. "Fazla birşey yok, iyiyim" demeye fırsat bırakmadı. Aslında koşmanın ağrısı da geçmemişti. Ben ve yürümek istemeyen diğer insanlar araca tekrar bindik. Rehber Kabak Koyu'na gidip yüzebileceğimizi söyleyip grubun yürüyüşünü başlattı. Ancak işin komik tarafı aracın şoförüne nereye gideceğini söylemedi. Biz "Kabak koyuna gideceğiz" deyince buranın yolunu bilmediği ortaya çıktı. Dümdüz gidecekmişiz, navigasyonu açınca oradan 5.5 km uzakta olduğunu gördüm.

Şoför yolda sorarak gitti ve bir kafeye geldik, buradan sonra yolun bozuk olduğunu ve plaja indirip çıkaran minibüslere binmemizin uygun olduğunu söylediler. Biz altı bayan kafede ayran içip atıştırdıktan sonra plaja indik. Bu gruptaki bir bayanla iyi anlaştığımı diğerlerinin boş konuşmalarına maruz kalarak kafamın şiştiğini söyleyeyim... Ben iyi anlaştığım bayanla plaja adım atar atmaz denize girdim ve bir saat hiç çıkmadım. Su çok serin ve temiz, içinde akvaryum gibi siyah balıklar yüzüyordu.




Koy doğallığıyla büyüledi beni, minibüsten indikten sonra plajın hemen arkasındaki köy evinin yanından geçiyor ve çeşitli sebzelerin ekildiği tarlaları görüyorsunuz. Daha sonra da bungalovlara ve kafeteryaya ulaşıyorsunuz. Denizden yeşille örtülmüş tepeleri izliyorsunuz.


İyiki doğrudan denize gelmişim çünkü yürüyüş yapan grubun koya gelecek zamanı olmadı. Bize gelen telefonla kısa sürede tekrar yukarı çıkmamız istendi. Yani orada geçirdiğim zamanın her dakikasında denizde olduğum için şükrettim, kızların bir kısmı ayaklarını suya sokup kafeteryada bira içmeye gitmişti ki, dönüş saatimiz onlara erken geldi. Ama biz oraya yanlız gelmemiştik, araç bizi alıp yürüyüş grubunun yanına gidecekti, onlara da yazık yani güneşin altında bizi mi bekleyeceklerdi?

Giyinip çıktıktan sonra minibüs sırasıyla karşılaştık ve 45 dk kadar beklememiz gerekti. Sanırım bu süreyi rehber hesaba katmış, yine de yürüyüşçülerin yanına geç kalmadan ulaştık. 

Gece eve geldiğimde saat 12'ydi, çok yorgun duş alıp yattım. Her olumsuzluğa rağmen mutluydum, yorgunluk tatlıydı ve yatağım çok rahattı :)

20 Haziran 2019 Perşembe

Aşk ve Gurur film yorumu

Bugün bir film yorumuyla geldim. Aslında kitabına başlayıp devam edemediğim, o dönemde de kitabını okumadan filmini izlemeyeyim dediğim bir eser. Fazlaca romantizm ve aşk içerdiği için kitabı uzun boş zamanlarda okurum diye düşünerek, dün filmini izledim. Aşk ve romatizmi sevmediğim zannedilmesin, birkaç yıl önce yazarlık atölyesine başladıktan sonra yazdığım öykü ve şiirlerinin çoğunun konusu aşktı, hatta bu konuda kitap yazmaya bile niyetliydim. 

Şimdilerde ise bilimkurgu daha fazla ilgi alanıma giriyor. Bu filmi izlerken olduğu gibi, Vadideki Zambak'ı okurken de olayların yavaş ilerlemesi ve devamlı aşk üzerinden gitmesi beni biraz sıkmıştı. 


Küçük bir kasabada beş kız çocuklu, maddi durumu pek de iyi olmayan bir aile yaşamaktadır. Yakınlarındaki bir eve asilzade bir ailenin taşınmasıyla birlikte iki aile tanışır ve yeni gelen ailenin verdiği bir davette yakınlaşırlar. Özellikle kızlarını evlendirmekte hevesli anne ve evlenmeye meraklı kızlarının tavırları asilzade ailenin hoşuna gitmez. Ancak bu aileden iki genç adam, diğerlerine benzemeyen evin gururlu iki genç kızına aşık olur. Bu çiftlerden biri karşılıklı yanlış anlaşılmalar ve yapılan hatalar yüzünden birbirlerini sevdiklerini çok geç anlayacak, diğer çiftin de arası bozulacak, tekrar biraraya gelmeleri biraz çetrefilli olacaktır. Film, iki ailenin hayatlarından kesitler aktarıyor. Yaşadıkları yer, kostümler ve duygusal ama biraz resmi sayılabilecek diyaloglar filme güzellik katıyor. 19. yüzyıl'a ait İngiliz kasaba hayatını ve klasiklerden olan romanını merak ediyorsanız seyredin. Kitabın önüne geçemeyecektir, sonrasında okumak da iyi gider. Fragmanını aşağıya bırakıyorum, sevgiler...

19 Haziran 2019 Çarşamba

Çamyuva, Faselis, Tekirova gezisi

Merhabalar, gezi yazılarımı yavaş yavaş kaleme alayım. Bu geziyi 2 Haziran'da yapmışım. Antalya'nın Todosk adında çok köklü bir yürüyüş grubu var. Şu anda sayısı yüzün üstüne ulaşan Antalya'daki yürüyüş gruplarının ilki, babası. En son bu grupla gittiğimde otobüsle ulaşım sağlıyorlardı, şimdi ise bayağı küçülmüşler, bir minibüsü anca doldurdu geziye katılan insanlar. 

Todosk, ticari amacı olmayan bir doğa sporları derneği ve genellikle emekli kesime ait bir arkadaş grubu olarak yola çıkmışlar. "Biz her pazar kendi arkadaş grubumuzla yürüyüş yapıyoruz, bize katılmak isteyenler için de bunu duyuruyoruz" diyen bir grup. Dolayısıyla yeni katılımcılara tabiri caizse fazla yüz vermeyen insanlar var grupta. 

Anlayacağınız çok kan kaybetmişler ve kendilerini sorguladıkları bir döneme girmişler. Gruba ait güzellik ise çok küçük bir miktarda para karşılığı gezebilmek.

 

Hedefimiz Antalya'ya yakın bir bölgede yürüyüş ve yemek molasında da yüzme. Otobanda araçtan inip ilk önce yukarıda gördüğünüz Alacasu Koyu'na yürüdük. Burada kampçıları görünce içim gitti ayrıca oldukça fazla sayıda insan piknik yapıyordu. Bu alanda gruptan bir kişinin bizi yönlendirmesiyle esneme hareketleri yaptık. 


 Deniz kenarında yürüyeceğimiz orman içinden geçen asıl parkurumuza tırmanışla başladık.


Yer yer küçük koylara rastladık, buralarda da kampçılar ve günübirlik piknikçiler mevcuttu.


Bu parkuru daha önce Göç Yolu Yolcuları adlı başka bir grupla yürümüştüm ve bu grup başka bir hafta yine geziye giderken kaza yaptı ve grup lideri de dahil birçok insan vefat etti. Bu parkur bana o üzücü kazayı anımsattı ve gitmeden önce biraz tedirginlik duydum açıkçası ama etkinlik esnasında endişelerim kayboldu.

Benim de bildiğim bu parkuru Todosk yürüyüşçüleri avuçlarının içi gibi biliyorlardı ve hafif eğimli bir yerde taşların kaydığını söyleyip beni uyardılar. Minik minik taşların bulunduğu bölge çok da sıradışı görünmüyordu ancak söyleneni dinleyerek çok dikkatli hareket ettim ama yine de düşmekten kurtulamadım. 

Kayıp taşların üzerine oturdum ama çok üsturuplu düşmüşüm ki, fıtıkla ilgili hiçbir sorun yaşamadım. Grupta çok yaşlı bir kadın vardı yetmiş küsur yıldır doğa yürüyüşü yapıyormuş, yüzme ve yemek molası verdiğimiz Faselis'te horul horul uyudu, ben de O'nun yanına çantamı bırakıp yüzmeye gittim. 

Faselis'in serin sularına kendimi bıraktığımda inanılmaz bir rahatlama hissettim. Sular adeta beni kucaklayıp salladı, çok özlemişim denizi, hele ki doğanın çevrelediği tertemiz bir denizi...


Bu da Faselis koyuna benzeyen ama daha boş bir sahil. Yürüyüşe devam ettiğimizde buraya ulaştık. Keşke burada mola verseydik diyenler oldu. Koyun öbür ucunda Sun Dance adında bir kamp alanı var, bize cenneti merak ediyorsanız gelin dediler ve buraya girdik, birer çay içtik. Bahçesinin güzelliğini aktarmam imkansız, her yer çiçek ama çiçekli bitkiler ağaç olmuş öyle büyük. Çok sakin, kampçılar kitaplarını alıp şezloglara uzanmışlar. Bungalovlarda kalmanın geceliği 300 tl, biraz pahallı gelsede annemle gitmeyi çok istiyorum. 

Dönüş yolunda semaverde çay demleyen köylülerin mekanında mola verdik, mis gibi çaylarından içip köy yumurtası ve bazlama aldım. Biraz yaşları yüksek olan bir grupla beraberdim ama birçok keyfi birarada yaşadığım güzel bir gün geçirdim.