18 Aralık 2018 Salı

Kibritçi Kız

Bu masalı unutmuştunuz değil mi? Belki yakınlarda çocuğunuzla okuduğunuzda hatırladınız. Ben yine çocuk kitaplarından gideceğim... Bu masalı size hatırlatmak, paylaşmak isteğimin bir sebebi de yeni yıl akşamında geçiyor olması. Biz sıcacık evimizde türlü türlü yiyeceklere, içeceklere doyacakken belki de mahallemizin biraz dışında bir kibritçi kız masalı yaşanıyordur, kim bilir? 


Hava çok soğuktu.
Evlerden hep kahkaha sesleri geliyordu, çünkü yılın son gecesiydi. Hiç kimse dışarıda yağan kara aldırmıyordu.
Ama bu soğukta dışarıda biri vardı! Bu, küçük bir kız çocuğuydu...
Başı açık, ayaklarında hiçbirşey olmadığı halde yürüyordu; çok acıkmıştı ve üşüyordu. Üzerinde eski bir önlük vardı. Bütün gün gelip geçenlere satmaya çalıştığı bir kibrit kutusu taşıyordu. Akşama kadar kimseye kibrit satamamıştı. Şimdi tek kuruş kazanamadan babasının oturduğu tavan arasına dönüyordu.
Korkuyordu, O'na ne söyleyecekti? Acımasız adamdan yine dayak yiyecekti. Titriyordu, eve gitmek istemiyordu. Buz gibi tavan arasında dışarıdakinden daha az mı üşüyecekti? Burada kimse O'nu dövemezdi. Kaldırıma oturdu, soğuktan uyuşmuş parmaklarını birbirine sürttü, karın yağışını izlemeye koyuldu.
Kibritlerini düşünmeye başladı, bunlar belki donmuş ellerini ısıtabilirdi. Kutudan bir kibrit çekip yaktı. Ne güzel, ne berrak bir pırıltı! Çocuğa öyle geldi ki karlarla kaplı cadde yerine yanında iyi bir sıcaklık yayan büyük bir soba yükseliyordu! Fakat kibrit sönünce herşey kayboldu. Kızcağız peş peşe kibritlerini yakıyor sobayla birlikte güzel, beyaz bir örtü ile kaplı bir masa, tam ortasında çok güzel kokan bir hindi dolması görünüyordu. Yanan kibritler, masanın yanında oyuncaklar, şekerlemeler dolu harika bir Noel ağacını da gösterdi. Sonraki kibrit çam ağacının yanıda gülümseyen büyükannesini gösterdi. Büyükannesine kendisini bu güzel yere alması için yalvardı. Büyükannesi - Gel, dedi. Melekler kzı ve büyükanneyi ışıl ışıl, açlık, soğuk ve gözyaşı olmayan bir ülkeye götürdüler. 
Ertesi sabah yoldan gelip geçenler ağzında tatlı bir gülümseme olan ölmüş kızı buldular, yılın bu son gününde yavrucağın böyle ölmesine çok üzüldüler.

Yeni yılda daha duyarlı olalım, kışın soğuğu ile üşüyüp yüreklerimiz de soğutmayalım. Elimizdekileri bunlara sahip olamayanlarla paylaşalım, yardımsever olalım. Mutlu seneler, sevgiler ❤

17 Aralık 2018 Pazartesi

Esrarlı Ada - Jules Verne

Beş-altı ay önce bir arkadaşım Tokat'taki bir köy okuluna yapılması istenen bir kitap bağışı kampanyasını duyurmuştu sosyal medya hesabından. Ben de Tokatlıyım, yardım etmek çok istedim ama elimde çocuk kitabı yoktu. Hemen sahafları dolaşıp 4-5 tane kitap aldım, sonra kitapları gönderecek olan okuma grubumuz dağıldı ve kitaplar elimde kaldı. 

Aslında ben blog yazmaya başlamadan önce tüm Jules Verne ve Jack London kitaplarını okumuştum, tabi o zaman kitap yorumu yazmak gibi bir düşüncem yoktu, nereden aklıma gelsin :) Çok sevdiğim için bu kitabı miniklere aldım, elbet bir gün ihtiyacı olana ulaşacak... Kendime bir hatırlatma olsun diye de bu kitabı, orijinalinin kısaltılmış versiyonunu tekrar okudum.


Savaş tutsağı olarak alıkonulan beş adam bir köpeği de yanlarına alarak cesaretleriyle kaçmayı başarırlar. Bir balonla seyahat edip, kötü hava koşulları yüzünden bir adaya düşerler. Burada kısıtlı imkanlarla kendilerine güzel bir yaşama ortamı yaratırlar. Bu arada yakın bir adada bulunan bir zamanlar suç işleyip sürgün edilen başka bir adamı kurtarıp, aralarına alırlar. Ve bu adada birçok macera yaşarlar. Ben kitabı daha önce okuduğumdan adanın esrarını biliyordum ama size söylemeyeceğim. Tüm Jules Verne kitapları özellikle doğada macera yaşamayı sevenler için hazine değerinde bence. İyi haftalar!

16 Aralık 2018 Pazar

Yunan ve Roma mitolojisi üzerine

Mitolojiyle ilgili bir kitap okumaya başlamıştım yıllar önce, Tübitak yayınlarının resimli bir kitabıydı. Mitolojik karakterler arasında çok fazla vahşet olayları geçiyordu, bitiremedim. Geçenlerde elime başka bir kitap geçti, mitolojinin ortaya çıkmasıyla ilgili bilgilendirmeyle başlıyor, ben de bu kısımdan kısa bir derleme yazayım dedim. Hem mitolojinin önemini kavrarız, hem de belki bir şans daha verebilirim Roma ve Yunan mitolojisini okumak için.

Zeus
Yunanlıların ve Romalıların Olympos Dağı'ndaki tanrılara ve tanrıçalara tapınmalarının üzerinden yüzyıllar geçti. Yüce Zeus, gaddar Medusa ve baştan çıkarıcı Afrodit gibi daha önceden kulağımıza çalınmış olan eskiçağ karakterlerinin kökeni M.Ö. 900'lere kadar uzanan söylencelere dayanır. Öyleyse bugün bu söylencelerin üzerinde neden duruyoruz? Klasik mitoloji Batı dünyasının ve ötesinin tarihini, edebiyatını, kültürünü,
Medusa

yaşamını etkilemiştir, daha doğrusu eski dünyayı ve günümüz dünyasını şekillendirmiştir, günümüz yaşamını etkilemeyi de sürdürmektedir.

Örneğin kullandığımız dil, klasik mitolojinin etkisi altındadır: Kendini beğenmiş kişiler narsisttir, hipnozun düş dünyası halini deneyimleyenler vardır ve dünya haritalarını görmek için atlasa bakarsınız. Yılı oluşturan aylar isimlerini Roma mitolojisinden alır; takım yıldızlarının kökeni de söylencelere dayanır. Homeros, Sofokles, Vergilius ve Ovidius gibi ünlü yazar ve düşünürler tanrıların kavgaları ile insanların yaşamını ayrıntılarıyla anlatmıştır. Bu yazarların kaleme aldığı metinler aslında klasik mitolojiyi kısmen yansıtmaktadır. 

Eski Yunanlılar ve Romalılar insanlığın gelişmesi, doğal olayların nedenleri, dünyanın ve evrenin kökeni gibi birçok şaşırtıcı olayı açıklamak için söylencelerden yararlandılar. Söylenceler yüzyıllar boyunca sevgi, ihanet, savaş, tutku, kıskançlık, sadakat ve trajedileri de güçlü tanrıların, soylu kahramanların ve korkunç canavarların öyküleri vasıtasıyla aktardılar. Burada ayrıca yarı insan yarı at biçimindeki saldırgan Sentorlar; yolunu yitiren denizcileri ölüme sürükleyen dayanılmaz Sirenler; Minotor, Sfenks, Chimera ve Kikloplar gibi özgün canavarların da dahil olduğu tarihe geçmiş en ilginç varlıkları mitoloji vasıtasıyla keşfedebilirsiniz. Aynı zamanda Truva Savaşı, Odysseus'un destansı yolculuğu ve Oedipus'un acıklı yaşam öyküsü gibi tarihteki en ünlü macera ve savaşların altında yatan hikayeleri de öğrenebilirsiniz. Buna ilaveten Yunan mitolojisinde yer alan tanrı ve tanrıçaları, bunların Roma mitolojisindeki karşılıklarını ve özelliklerini keşfedebilirsiniz. Aşk, macera, polisiye, korku, en çok hangisini seviyorsanız onu söylencelerde bulacaksınız. 

Eh ben bu yazıyı yazarken ikna oldum mitolojilere tekrar şans vermeye :) siz ne dersiniz?

Kaynak: Mitoloji 101 - Kathleen Sears

12 Aralık 2018 Çarşamba

2019'da kendimden beklentilerim - hedeflerim

Bu yazıya başlamadan önce blogda üç yıl yeni yıla dair ne yazmışım diye okudum. Art niyetsiz sevmeye devam, birlik-beraberlik, bolluk-bereket istekleri tekrardan, ihtirasa kapılmadan emek harcamak-çalışmak, çalışmayı arttırmak, sağlık için çabalamak ilk anda bana o yazılardan gelen ilhamlar.


Bu sene geçen sene yazdığım yazıların neredeyse yarısı kadar yazmışım. Geçen sene İngilizce blog yazmak hedeflerimden biriydi, sanırım ilk aylar bunun sıkıntısını yaşadım, başlayamayınca ikisi de olmadı gibi bir durum...

Akşamları dışarıda çok vakit geçirdim bu sene arkadaşlarımla, sohbet, canlı müzik, biraz dans... Ama 2018 benim açımdan iyi bir seneydi diyemeyeceğim. Pazar yürüyüşlerine fazla katılamadım, en sevdiğim spor trekking i fazla yapamadım. 

2019 çok çok daha iyi bir yıl olsun!

Şimdi hedeflerimi toparlıyorum:

*  Daha sağlıklı beslenmek

*  Sabahları erken kalkma alışkanlığı edinmek

*  Alkol tüketimini azaltmak

*  Şeker-bal tüketimini azaltmak

*  Sağlıklı kilo vermek

*  Sosyal medyada (blogu buna dahil saymıyorum) daha az zaman geçirmek

*  Daha akıllıca alışveriş yapmak

*  Yeni tarifler denemek, yeni bir tarif defteri edinmek

*  Daha çok mektup yazmak (yeni Japon bir arkadaşım var)

*  Arkadaşlarımı daha fazla evde ağırlamak

*  Daha fazla kişinin hayatına dokunabilmek, insanlara faydalı olmak

*  İngilizce blog yazmak (mesleki veya sosyal)

*  Sorgulayarak, değişimden korkmadan adım atabilmek

*  Daha fazla konuda etkin ve verimli olabilmek

*  Sporu arttırmak

5 Aralık 2018 Çarşamba

Kadın Dedektif - Alexander McCall Smith

Mma Ramotswe'nin Afrika'da, Kgale Tepesi'nin eteklerinde bir dedektiflik bürosu vardı. Büronun tüm mal varlığı küçük beyaz bir kamyonet, iki masa, iki sandalye, bir telefon ve eski bir daktiloydu. Bir de, Botsvana'daki tek kadın dedektif olan Mma Ramotswe'nin kırmızı çalı çayı yaptığı bir demliği ve kendisi, sekreteri ve müşterisi için üç kupası vardı. Bir dedektiflik bürosunda gerçekten başka neye ihtiyaç olurdu ki?


Mma Ramotswe'nin Güney Afrika'da bebeklikten başlayan çarpıcı hikayesini okuyoruz, devamında oldukça başarılı bir dedektif oluyor. Annesi erken yaşta ölen ancak babasının kuzeni tarafından bakılarak oldukça iyi eğitilen Mma bir süre sonra okul hayatından sıkılıp gerçek hayata adım atmak isteyecektir. Olumsuz gelişen bir evlilik sonrası bebeğini kaybettikten sonra açtığı ülkenin tek dedektiflik bürosunda sadece bir erkeğin yapabileceği düşünülen işlerin altından başarıyla kalkacaktır. 

Ferah bir kitap, Afrika'daki zor ve çileli hayattan bahsetse de hafif, kolay okunuyor. Siyahi, şişman bir kadın tek başına başarıyı, başarmanın imkansız sayılabileceği bir sektörde yakalıyor. Eğlenceli ve kendine bağlayan bir üslubu var kitabın, eh ne de olsa yazarı A. McCall Smith!

İşlerinizin yoğunluğundan dolayı kafanız doluysa da rahatlıkla anlayabileceğiniz, hızlı okuyabileceğiniz bir kitap, tavsiye edilir :)

4 Aralık 2018 Salı

Aşka Yolculuk / Moon Lovers Dizisi

Aşka Yolculuk dizisinin tanıtımını bir blogta okumuştum, konusu hoşuma gidince izlemeye karar verdim. Bundan sonra tavsiyeleri not alırken blog ismini de yazacağım, burada yazmak hoşuma giderdi, hangisi olduğunu bulmaya çalıştım ama başaramadım. 


Her akşam 2 veya 3 bölümünü izliyorum, 8. bölüme geldim ve hala izlemekte kararlıyım. Yani sardı beni, Kore'lilerin saf sevgiyle dolu diyalogları oldukça hoş. Yaş itibarıyla benden daha küçük kitleye hitap etse de ben bu tür yapımları seviyorum, romanlarda da genç yetişkinlere hitap edenleri sevdiğim gibi...

İlk bölümde perişan bir halde görüyoruz genç kızımızı, başına gelen bir olay yüzünden kötü bir durumda bir göl başında oturuyor. Küçük bir çocuğun göle düşmesiyle O'nu kurtarma amacıyla göle atlıyor ve çocuğu kurtarıyor ancak daha sonra kendisi dibe batmaya başlıyor ve tam o anda güneş tutuluyor. Suyun yüzüne eski bir Çin hanedanı'na ait prenslerin yıkandığı bir havuzda çıkmasın mı! Bir anda tarihte yolculuk yapmaya başlıyoruz ve başrol kızı burada boğulmak üzere olan başka birinin yerine geçip hayatına devam ediyor. Bundan sonra olaylar bu krallık etrafında geçiyor. 

Hesu durumdan dolayı şaşkın, başlarda öldüğünü düşünse de daha sonra buradaki hayatın keyfini çıkarmaya karar veriyor ve başına türlü türlü işler geliyor. Buna neredeyse kralın karısı olmak da dahil! 

Dizileri her zaman gözümü dikip izleyemiyorum ama örgü örerken veya sohbetin arasında, çay koyarken gevşek gevşek izlemek hoşuma gidiyor. Türk dizileri kadar duygusallık, öfke ve şiddet yok Kore dizilerinde, daha masumlar ve psikolojinizi bozmuyorlar. Tavsiyemdir, bir tane edinin, kışın uzun kış gecelerinde boş vakitlerinizi doldurur, aşkı içinizi ısıtır :))

29 Kasım 2018 Perşembe

Teyzem geldiii

Sevgili blogger arkadaşlarım, çoktandır burada size içimi dökmek istiyordum ama ya fırsat bulamadım ya da size de sıkıntı vermek istemedim. Son aylardaki derdim fıtık problemim. Ne bela bir hastalık olduğunu çeken bilir, tuhaf ve dayanılmaz bir ağrısı var. Fizik tedavi de sorunu çözmeyince evde egzersiz ve yüzme ile çözmeye çalışıyorum. Yüzmeye gitmekten çok memnunum, bize yakın bir otelin havuzuna 6 aylığına abone oldum. Sauna ve hamam ve hatta yoga ve pilates dersleri de ücrete dahil. Şu anda yoga ve pilates yapamasam da havuz ve hamam günlük rutinim oldu. Ayrıca bir relax room var bu alanda, yorulunca loş ışıklı bir odada yataklara uzanıp yeşil çayınızı yudumluyorsunuz, arka planda da rahatlatıcı bir müzik. Yüzme de bir süre sonra ağrılı oluyor, burada dinleniyorum.

Siz de dua edin lütfen benim için bir an önce bu hastalıktan kurtulayım 🙏🙏🙏
Günlük hayatımı çok etkiliyor, üniversiteye, büroma gidemez hale geldim, çok sıkıntılı bir durum 😟😓😭

Öte yandan güzel haber ise teyzem ve eniştem ziyaretimize geldi. Ev kalabalık olunca kendimizi daha iyi hissediyoruz annemle. Bazen insan karamsarlığa düşüyor yanlız olunca, eş dost akraba kurtarıcı bu durumlarda. Bu fotoğrafı çekmek için teyzemi güldürdüm :))


Beni biraz blog ortamından uzak tutan bu rahatsızlığım oldu. Burada sızlanmak istemedim ama hiçbirşey yokmuş gibi yazmaya da devam edemedim. Yürüyüşe gidemiyorum ve eskisi gibi gezemiyorum şu anda, gezi yazıları yazacak materyal de yok haliyle. Kitap okuyorum tabii ki, onların yorumları gelecek. Şu an üç kitap bir arada gidiyor: Kadın Dedektif, Sapiens ve Safir Mavi.

Ağrılı olunca yazmak ve aslında hiçbirşey yapmak istemiyor insan ama geçmesi için elimden geleni yaptığım için iyileşeceğimi düşünüyorum, takmamaya çalışıyorum. Sizlerin yazılarını da zevkle okuyorum, bunlar içimi açıyor, benim için bir destek. İyiki varsınız ❤

24 Kasım 2018 Cumartesi

Peynirli Poaça

Instagramda mutfaginyildizi hesabını takip ediyorum, hesap Pakmaya'ya ait. Yeni çıkan iki ürünü var: Mayalı Poaça Harcı ve Mayalı Kek Harcı. İkisine de gözümü kestirmiştim bir ara alayım diye. Dün akşamüstü Carrefour'da bulamadım, bugün Migros'a ufak bir yürüyüş yapıp baktım ki sadece Poaça Harcı vardı, hemen aldım. Poaçayı hemen yapmak yoktu aklımda ama daha sonra yapmak istedim ve kolları sıvadım. Malzemelerden yağsız peynir eksikti evde, Sütaş'ın light beyaz peynirinden aldım.

Aslında poaça harcının üzerinde tarif var, ben de oradan yaptım ama yine de yazacağım yaptığım değişikliklerle buraya. Bu arada ürünün koruyucu içermediğini de belirteyim. Reklam gibi oldu ama Pakmaya'yla herhangi bir ilgim yok yanlış anlaşılmasın, sadece bir keşfi paylaşma amaçlı yazıyorum :)

Sonuçta...Çok lezzetli oldu!


Hamur malzemeleri: 
3,5 bardak tam buğday unu,
1 paket Pakmaya mayalı poaça harcı
1 çay bardağı zeytinyağı + 1 tepeli kaşık yumuşak tereyağı 
1,5 çay bardağı ılık süt
1-2 çay bardağı ılık su
2-3 çay kaşığı tuz
1 yumurta sarısı (üzeri için)

İç malzemeler: 
125 gr az yağlı, 25 gr tam yağlı peynir
Karabiber, fesleğen, kekik
Kıyılmış maydanoz
1 soğan rendesi (isteğe bağlı)
Yumurtanın beyazı (isteğe bağlı)

Bir karıştırma kabına unu eleyin. Üzerine Poaça Harcı paketinin tamamını ve tuzu döküp kaşıkla iyice karıştırın. Daha sonra yağ ve ılık sütü ekleyip yoğurarak ölçülü ılık suyu azar azar ilave edin. Pürüzsüz ve hafif ele yapışan bir hamur elde edilinceye kadar yoğurun. Hamurun üzerini örtün ve yarım saat dinlendirin.

Peyniri ezip tüm iç malzemeleri ekleyip karıştırın. Hamurdan mandalina büyüklüğünde bezeler koparıp elinizle 6-7 cm çapında yuvarlak açın. İç malzemeyi koyun ve hamuru yana doğru poaça şekli vererek kapatın. Tepsiye pişirme kağıdı serip dizin.

Önceden ısıtılmış 170 derece fırında üstü kızarana kadar pişirin. Bir-iki tane 5 çayıyla yedikten sonra 1 tabak da komşunuza verin, gerisini sabah kahvaltıda afiyetle tüketin benim gibi :))

9 Kasım 2018 Cuma

Blog Kesif Etkinligi

Merhabalar,

Bir blog kesif etkinligini sizlerle paylasmak istiyorum. Blogunuzu tanitmak amaciyla siz de katilabilirsiniz. Blog etkinligi yazilarindaki tum bloglari takibe aldim. Siz de katilmak isterseniz,

yapilmasi gerekenler;


  • İlk olarak listedeki blogları sırayla ziyaret ederek izle butonundan takibe almak ve kendi blog adresinizi de ekleyerek kısa bir yorum bırakmak. Bu yorum ile blog keşif etkinliğine katılmış olacaksınız.
  • Sonrasında bu yazı gibi bir yazıyı blog sayfanızda paylaşmak (yazının altına buradaki blog linklerini ve sonrasında da kendi blogunuzun linkini de ilave ederek blogunuzda paylaştığınızda bizler de sizin blogunuza ziyarete geleceğiz). Sonrasında sizleri ziyaret edenler de sizin blog yazılarınızı kendi bloglarında paylaştıkça blog takip zinciri büyümüş olacak ve harika bir keşif etkinliğine dahil olmuş olacaksınız.

4 Kasım 2018 Pazar

Yakut Kırmızı - Kerstin Gier kitap yorumu

Bu kitap bloggerların büyük bir kısmı tarafında okunup yorumlandı, ben de bu tanıtımların etkisinde kalarak bu seriye başladım. İyi ki ama iyi ki... iyi ki... :)))) Kitaba bayıldım!


Aşk tüm zamanların içinden geçer serisi kitapları sırasıyla;
1. Yakut kırmızı
2. Safir mavi
3. Zümrüt yeşil

Ben seri kitapları ardarda okumadığım için Safir Mavi'ye başlamadan araya başka kitaplar girecek ama sanırım yine de seriyi bitirmem uzun sürmeyecek.

Kitap belki biraz Harry Potter'la kıyaslanabilir. Daha az büyü içermekle birlikte farklı bir gen taşıyan sayılı insanların zamanda yolculuk yapması mümkün. Felsefe taşının burada da bahsi geçiyor ve hayaletler, vizyon görme gibi kehanetler de var kitapta. Ayrıca baş kahramanımız Gwendolyn'in okul maceralarını da okuyoruz. Fakat bir tekrar gibi değil kesinlikle; konu, olaylar apayrı. Bu kitabın başka türlü bir çekiciliği var.

Gwendolyn sıradışı bir aileye sahip ve büyük bir evde, herkesin ayrı bir telden çaldığı akrabalarıyla yaşıyor. Yani kendisinde sıradışı bir gen olduğunu okuyup öğrenmeden önce de eğlenceli başlıyor kitap, daha sonra farklı zamanlara sıçrama yaptığı bölümler geliyor; 1700'lü yıllar, Rokoko dönemi, çok sıradışı kostümlerle farklı deneyimler yaşıyor üstelik kendisinden etkilendiği bir gençle! Ayrıca bu yeteneğine yabancı olduğu için, oldukça da şaşkın bir vaziyette, kendisini bir anda olayların içinde buluyor.

Eğlenceli bir genç yetişkin romanıyla kafanızı dağıtmak, hoş vakit geçirmek isterseniz tereddütsüz alın okuyun derim.

Çıtır çıtır el açması börek

Merhabalar :)

Kanada günlerimin şimdilik bitmesine az kaldı. Buraya geldiğimizde ailemiz tamamlandığı için "şimdilik" diyorum, gelmeyeli yıllar olmuştu, zaman içerisinde de birbirimizle uyumumuz arttı. En kısa zamanda tekrar gelmek istiyorum. Özellikle önümüzdeki yıl Antalya'nın cayır cayır yaz sıcağında olabilir.

Burada iki kere yemek yaptım. Türk mutfağından lezzetleri buraya taşımaya çalıştık, özellikle de annem. Ben iki defasında da aynı böreği yaptım. O kadar güzel oldu ki, tekrar yemek için sabırsızlandık. İkisinde de fotoğraf çekemedim ne yazık ki.

Ancak size videonun görselini buldum, aynen böyle oluyor.


Tarifi Youtube'dan izleyerek takip ettim. Tüm ölçüler gayet iyi, özellikle bu böreğin yapılışını videoda izlemek gerek çünkü değişik bir açma tarzı var. Zor görünüyor ama şaşırtıcı derecede kolay ve zevkli. 

Sofranıza yeni bir lezzet getirmek istiyorsanız deneyin derim. 


Haftasonunuz mutlu, zevkli, bol kahkahalı geçsin... Sevgiler

27 Ekim 2018 Cumartesi

Kanada gunlerim

Merhabalar, Kanada ya ablami ziyarete geldik annemle, tabii yegenimi ve enistemi de. Iki haftadir buradayiz ve donmeye iki hafta daha var. Benim bilgisayarim sarj oldugu icin su an yegenimin eski bilgisayariyla yaziyorum. Dogal olarak Turkce karakterler yok, umarim okunmasinda sorun yoktur.

Priz sistemi farkli oldugu icin ablamlara bir Turk arkadaslarindan hediye gelen Turk kahvesi makinesinin donusturucusunu kullaniyorum. Yani bilgisayarim mutfakta sarj oluyor, hafiften sikintili bir durum. Ozellikle uc gun icinde iki bildiri calismasini bitirip yazmak zorunda olmak acisindan.

Evde ablamin bir arkadasinin kizi da kaliyor. Arkadasi Turkiye deki tum kariyerini birakip burada yasamaya karar verdi. Kendi ve iki oglu Vancouver da universiteye gidiyor. Kucuk kizi da Victoria da bizimkilerle birlikte ailenin dorduncu uyesi olarak yegenimle ayni okula devam ediyor. 

Evde cocuklarla yasamak sadece yetiskinlerin oldugu bir evden farkli. En onemlisi istediginiz zaman kendinizi disari atip stres atamamaniz. Evin yakinlarinda yuruyus turlari atabilirsiniz ama bir gece bara gidip egleneyim deme luksunuz yok. Biz cocuklarin da kabul edildigi bir jaz bara erken saatlerde gitmeyi planliyoruz. Yapabilecegimiz tek aksam plani bu oldu. Bir kere de bir Japon restoranina gidip enfes susileri mideye indirme sansimiz oldu.

Evde enistem Mark in yarattigi bir takim kurallar var, ozellikle cocuklar icin ama sizde nasibinizi alabiliyorsunuz. Mesela bir sey teklif edildiginde standart cevaplariniz olmali ya `yes please` ya da `no, thank you`. Bu en basiti diyebilirim, benim evimde hissetmememe yetiyor. Yemek ve uyku saatleri kati. Yemek yenirken herkes masada olmali, kalkmak istiyorsaniz `may I excuse` demeniz gerekiyor. Bu boyle uzayip gidiyor...

Gecen haftasonu pazar gunu yelkenliyle geziye ciktik. Cok huzurlu bir ortam olmasina ramen kisa bir sure rahatlayabildim. Onda da resim ve video cekip durdum. Cunku buralari Turkiye deki arkadaslarima tanitmak istiyorum biraz olsun.

Size o resimlerden ve videolardan bazilarini asagiya birakiyorum. Iyi seyirler!







6 Ekim 2018 Cumartesi

Film yorumu: Doktor Jivago

Merhabalar, bu ara pek kitap yorumu yazmıyorum çünkü kitabımı bitiremiyorum, okuduğum kitap oldukça kalın. Bir kalın kitap daha aldım ondan sonra ama okuması kolay, hafif kitaplar aslında. Bitmeye yaklaşan kitabım Virginia Boecker'in Kral Katili kitabı, yani Cadı Avcısı'nın ikinci kitabı. Bir hafta sonra Kanada'ya gidiyorum, sanırım ikisini de yanıma alacağım. Orada ardı ardına ikisini de bitirir yorumlarını yazarım diye düşünüyorum. 

Ablam Kanada'da yaşıyor, O'nu ve ailesini ziyarete gidiyoruz annemle, bir ay kalacağız. Epey bir zaman oldu ziyaretlerine gitmeyeli, hep onlar geliyordu.   

Gogol'ü okuduktan sonra Rusya'da bir tatil planladığımdan bahsetmiş miydim? Bu fikrimi açtığım arkadaşım Dr Jivago'yu izlemem gerektiğini söyledi, kendisi de doktor :) Gerçekten Rusya'ya dair merakımın birçoğunu giderdi film. Kırsalı, şehiri kasabasıyla film her yer hakkında fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Ayrıca tarihinin çok önemli bir dönüm noktasında geçiyor olaylar. Eski trenlerini de gördüm artık gam yemem. Zaten ben şimdiki Rusya'da geçmişinin izlerini aramak istiyordum, hala da istiyorum sadece para biriktirmek için biraz zamana ihtiyacım var.


Filmle ilgili Vikipedi'den kısa bir alıntı:

"Doktor Jivago", Rusya'da 1917 Bolşevik ihtilali ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşı (1917-1922) sırasında, aynı zamanda bir şair de olan doktor Yuri Jivago (Ömer Şerif)'nun devrimin liderlerinden birinin karısına aşık olması ile yaşadığı zorlukları anlatan çok kapsamlı, romantik ve destansı bir filmdir.

Bu kısa paragraf filmi gerçekten çok iyi özetliyor. Filmden tad almak adına daha fazla detay vermemeli. Şunu da belirteyim ben geçmiş zamanın birinde bu filmi izlemiştim. Hatta ortaokulda gitar kursuna giderken gitar metodumdan bu filmle ünlenen şarkıyı çokça çalmıştım. Geçmişte filmdeki devrim liderinden çok etkilenmişim ki hatırladığım tek ayrıntı o ciddi, soğukkanlı adamın simasıydı. İsmi çok tanıdık gelse de, izlemiş olsanız da bir şans daha verebilirsiniz filme. O dönemde yaşanan olaylar, zor hayatlar, devrimcilerin insancıl idealleri olmasına rağmen savaş ortamında yaşanan kıyımlar, içinizi buracak. Her ne kadar kaliteli bir film olsa da savaş ortamında geçiyor nihayetinde, kolay izlenen bir film sayılmaz. Ama "İyiki izlemişim" dedirtiyor sonunda.

21 Eylül 2018 Cuma

Film yorumu: El Autor / Güdü

Yazarlık üzerine kurgulanmış güzel bir İspanyol filmi. Hepimiz en azından bloglarımızda yazarlık yaptığımız için buradaki hemen herkesin ilgisini çeker diye düşünüyorum. Benim bir de yaratıcı yazarlık atölyesi maceram olduğu için, atölye arkadaşlarımla yaratmak konusunda çektiğimiz sıkıntıları hatırlayıp çok güldüğüm yerler oldu. Tabiki yazabilmek için filmin baş karakterinin başvurduğu yola gitmedik :)


İzlersiniz diye düşündüğümden filmin keyfini kaçırmayacağım. Çok genel olarak, kitap yazmayı çok isteyen ama hayal gücü buna yetmeyen bir adam var filmde. Adamın karısı da yazar ve son yazdığı kitapla iyi bir başarı kazanıyor. Adam karısını bir başka adamla yakalayınca ayrı bir eve çıkıyor ve kitabını yazmaya başlıyor. Apartmanda yarattığı olaylar ile biraz fazla ileri gidiyor ve başı belaya giriyor.


Adamın başına gelenler dram olarak görülebilir ama öykü ve şiir yazarken çektiğim yaratma sancısı yüzünden adamı anladığım için ben kendimden bir şeyler bulup çok eğlendim. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler dilerim.

11 Eylül 2018 Salı

İçimizdeki melek - Chris Widener

Tahmin edilebileceği üzere bu bir kişisel gelişim kitabı... Thomas kendine bir yön bulmak için Avrupa'ya seyahat eder ve İtalya Floransa'da yaşlı bir adamla tanışır. Yaşlı adamın ruhu Michelangelo'nun ruhudur. Kimbilir belki de Tom, Michelangelo'nun eserlerini incelerken kendisine hayat dersleri çıkartmıştır. Ülkesine bambaşka kariyer istekleri olan yenilenmiş bir kişi olarak geri döner.


Yaşlı adam eğitime bir hikayeyle başlar: Bir gün Michelangelo daha sonra David olacak mermer üzerinde çalışırken genç bir çocuk atölyesine geldi. Delikanlı Michelangelo'ya neden bu kadar uğraşıp çekiçlediğini sordu. Michelangelo O'na şöyle dedi: "Genç adam, bu taşın içinde bir melek var ve ben onu özgürlüğüne kavuşturuyorum."

Yaşlı adam Thomas'ı eğitmeye bu heykelle başlar: "Thomas, senin içinde bir melek var. Güzel bir kişilik. Güçlü bir kişilik. David bu unsuru temsil ediyor. Hatırlarsan David - bir zamanların İsrail kralı- çok yönlü bir kişiydi. Şiir yazmaktan harp çalmaya, devleri öldürmekten savaşa gitmeye kadar uzanan ilgi alanları bulunan çok fazla insan yoktur. Hem o kişi, hem de o heykel olan David güzel ve güçlüydü. Hepimizin bir güzelliği vardır. Kim olduğumuzla ilgili olarak değerliyiz bizler. Ama aynı zamanda olağanüstü güce de sahibiz. Bizler büyük başarıların sahibi olabiliriz. Yaşamımızda devlerle yüzleşebilir ve hatta David'in yaptığı gibi, onları yenebiliriz.

Kitapta bahsedilen hedeflere ulaşma yolunda tavsiyeler veriliyor. Kişisel gelişim kitaplarını genellikle altını çizererek okurum ama artık ne yapmak istediğimi keşfetmiş olduğum için ve belkide geçmişte bu tarz çok kitap okuduğum için bunda cümlelerin altını çizerek okuma ihtiyacı duymadım. Ama bildiklerimi pekiştirmek anlamında güzeldi. 

Kitapta verilen dersler ile ilgili bir özet yazılmış, bunu aktarayım. Ama kurgu ve içerik bakımından güzel bir kitap, okunursa daha faydalı olur.

  • İçindeki meleği keşfet
  • Tutkunun peşinden git
  • Kendi gücüne güven duy
  • Güzellik ayrıntılardadır
  • El, aklın tasarladığını yaratır
  • Planla ve hazırlık yap
  • Çevik bir eylemle başla
  • Yontma, biçim verme, kumlama ve perdahlama aşamalarını kucakla
  • Bazen başarı için yıllar gerekir, tatmin ol
  • Kimse Sistine Şapeliyle başlamaz.
İyi okumalar :)

5 Eylül 2018 Çarşamba

Amok (Koşucusu) - Stefan Zweig

Stefan Zweig'la ilgili onlarca övgü yazısı okuduktan sonra kısa zaman içinde yazarın bir kitabını okumayı kafama koydum. Yine üniversite kütüphanesinde gözüme çarpan bir kitap oldu Amok. Bendeki baskısı 1979 ylına ait, Amok Koşucusu o zaman Amok adıyla basılıyormuş ve kitap sadece bu uzun öyküyü içeriyor. 

İtiraf etmeliyim, beklediğimi bulamadım Stefan Zweig'da. Duygularla fazla uğraşıyor bu kitabında, bu da bana biraz sıkıntı verdi. Roman kahramanı doktor olmasına rağmen bir hastasına karşı soğukkanlılığını koruyamıyor.


Doktor bir gemi güvertesinde yanına gelen bir yolcuya başından geçenleri anlatır. Bu kitapta da yaşanan olayların anlatılması ile hikaye okuyucuya aktarılıyor. Herşeyi en başından anlatıyor doktorumuz; Almanya'da öğrenim gördüğünü, yaşadığı bir tatsızlık yüzünden egzotik bir ülkede bir koloninin doktoru olarak yaşadığı kıtayı terkettiği günleri... Dört bir yanında orman, fidanlıklar, fundalık, bataklık ve yerliler...

Uzun zaman Avrupalı görmeden geçen günler... Ve günlerden bir gün kapısını çalan bir beyaz kadın!

İşte doktorumuza ne oluyorsa ondan sonra oluyor, kadının bir derdi var ve yardım istiyor. Ancak yine de doktoru pek umursamıyor; dik başlı, gururlu ve soğuk. Detay vermeyeyim, doktor kadına aşık oluyor. 

Amok, bir tür cinnet hali anlamına geliyormuş. Önce yardıma yanaşmayan doktorun sonrasında kadına fazlasıyla bağlanması ve yardım etmek istemesi amok hali içinde oluyor.

Aslında Zweig okumaktan vazgeçmiş değilim, bir süre sonra tekrar okumak istiyorum. Siz hangi kitabıyla devam etmemi tavsiye edersiniz? 

4 Eylül 2018 Salı

Zaman Makinesi - H.G. Wells

Eser, 1895 yılında yayınlanan bir bilimkurgu kitabı. Tüm zamanda yolculuk hikayeleri yazılırken esinlenen kitap sanırım, mutlaka bir ya da birkaçını izlemiş veya okumuşsunuzdur. Bence hepsinden daha güzel, anlamlı. Yazar günümüzde dönüşen dünyayı o yıllarda farketmiş ve yeni nesile eleştri olarak yazmış. Kahramanımız 802701 yılına yolculuk ediyor ve pasif, akılsız, sadece hoş vakit geçirmeyi bilen zayıf Eloi halkını anlatıyor. Yani yaşam biçimlerimizin evrildiği yönü sorguluyor.


Ancak insan evriminin tek sonucu, dünyayı miras alan tek tür onlar değildir. Yeraltında yaşayan Marlocklar vardır bir de. İnsanoğlu hangi koşullar altında Eloi veya Marlock olarak evrimleşmiştir? Bu konuyu kitabı okuyacak olanların keşfetmeleri için bırakıyorum. 

Zaman gezgini gelecekten döndükten sonra evinde, sofra başında anlatıyor başından geçenleri, anlatacakları bittiği zaman arkadaşları bunları yaşadığına süpheyle yaklaşıyor ve ...

Kitap oldukça ince, ben kütüphaneden aldım, cep boyutunda 140 sayfa. Tanıtımı bir alıntıyla bitireyim.

"Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur."

3 Eylül 2018 Pazartesi

Ölü Canlar - Nikolay Vasilyeviç Gogol

Instagram paylaşımımdaki tarihe baktım da bu kitaba başlayalı 1 ay olmuş. Uzun sayılacak bir sürede bitirmemin sebebi yavaş okumam değil, bir süre kitaba hiç zaman ayırmamam. Akıcı ve ilginç bulduğum bir kitap, hatta Rusya kırsalını ve bazı şehirlerini gezmeye karar verdim kitabı okurken. Para biriktirene kadar diğer Rus yazarlarına da ağırlık verip, o dönemin Rusya'sının izlerini arayacağım orada :)


Kitabı kütüphaneden aldığım için oldukça yıpranmıştı gördüğünüz gibi, basımı da eski. Çeviri pek iyi sayılmazdı ama zevk verdi yine de. Konu, bir adamın kolay para kazanamayacağını anlayınca bir yol bulup kısa yoldan kazanmak yolunda çevirdiği entrikalarla ilgili. Kitabın önsözünde o dönemin Rusya'sıyla ilgili bilgiler okudum, oldukça zorlu bir dönemi anlatıyor, işçi sınıfının yaşamı çok dramatik. 

Vatanını çok seven Gogol, ülkesindeki çarpıklıkları ortaya koyarak çözüme gidilmesini istemiş bu eseriyle. 3 cilt olarak tasarlanan bu roman aşırı tepkiler dolayısıyla tamamlanamamış.

Kitabın konusunu kısaca anlatayım ama detaylara girmeyeceğim, tadı kaçmasın. Çiçikov Rusya'da kasaba kasaba dolaşıp toprak sahiplerinin malı olan ancak ölmüş köleleri satın almak istemektedir. Toprak sahipleri bunu hayli garipserler ancak her iki tarafın da çıkarına olduğu için çoğu kabul eder. Önemli ve zengin kişilere nasıl hitap etmesini gerektiğini iyi bilmektedir ancak dolandırıcılığı sonunda ortaya çıkar ve başı belaya girer...

Klasiklerden zevk alıyorsanız okunması gereken bir tanesi. Almıyorsanız da size sevdirebilir :) Herkese iyi haftalar...

28 Ağustos 2018 Salı

Bir öykü yazdım :)

Günaydınlar :) Ben önceden bir Yazarlık Atölyesi'ne katılmıştım, burada da bahsetmiştim. Hatırlayanlar olabilir... Oradan arkadaşlarla Whatsapp grubu kurmuştuk ve irtibat halindeydik. Atölye bittikten sonra kimse hedeflediği yazarlığı yapamadı. Kısa bir süre önce bu sefer kendi kendimizi eğitmek üzere toplanmaya karar verdik. Herkesin elinde yazar olmak ile ilgili materyaller var, Google da araştırma yapan var. Ayrıca aramızda bir internet gazetesinin köşe yazarı var. O'nun öncülüğünde bir ön buluşma yapıldıktan sonra herkesin 30 Ağustos'a kadar bir öykü yazması istendi.


Ben de öykümü tamamlayıp Facebook grubumuzda bu arkadaşlarla paylaştım. Tabii burada da paylaşmak istedim, iyi okumalar :)

Okuma hevesi

Okulların açılmasına iki hafta vardı ve Burcu ilkokul bire başlayacaktı. İçindeki korku ve heyecan karışımı his günlük hayatına yansımış, hareketlerine çabukluk getirmişti. Hafta sonu annesiyle çarşıya çıktılar. Önlükleri denerken sıcak basmış, terlemişti ama hiç şikâyeti yoktu. Aynadaki görüntüsüne bakarken gözlerinde bir pırıltı dolaşıyor, neşeyle devamlı annesine yorumlar yapıyordu. Önlüğe ve uygun bir yakaya karar kıldıktan sonra kendine farklı minik desenleri olan beyaz çoraplar seçmeye koyuldu. Coşkusunu annesine de bulaştırmıştı, anne-kız neşe içinde alışverişi tamamlayıp mağazadan çıktılar. 

Burcu annesinden ayakkabı da istemişti. Geçen seneki ayakkabılarını giymek istemiyordu, yeni bir öğretmeni, yeni arkadaşları olacak, hayatı hepten değişecekti. O yüzden hiçbir detayı atlamadan özen göstererek hazırlanıyordu. Birkaç ayakkabıcı gezilerek birçok ayakkabı denendi, annesiyle birlikte kırmızı bir ayakkabıda karar kıldılar.

Burcu tüm yeni eşyalarını gözden ayırmamak için çekmecelere kaldırmak yerine ablasıyla kaldığı odasının çeşitli yerlerinde sergiliyordu. Ablası bu durumdan rahatsız olsa da kardeşine kızmaya kıyamıyor, ses çıkartmıyordu. Sadece eşyalar olsa iyi, kardeşinin devamlı okulla ilgili soru soran, kıpır kıpır ve konuşkan halinden bezmişti. Ne zaman anne ve babasına kardeşini şikayet etmeye kalsa, “O, küçük” diyerek susturdukları için, artık buna da yeltenmiyordu, biraz kendi içine kapandığı söylenebilirdi.

Sonunda okulun açılmasına bir gün kaldı, Pazar akşamı geldi çattı. Akşam yemeğinin ardından biraz televizyon izlendi ve sonra annesi Burcu ve ablasını yatağa gönderdi. Burcu biraz gözlerini kapatıp hayal kurduktan sonra uykuya daldı. Rüyaları da mutluluk ve heyecan doluydu, kendisini dedesinin çiftliğinde kırlarda dolaşırken buldu. Ağaçların arasında sarı ve beyaz kelebekleri kovalıyordu. Zarar vereceğinin bilincinde olmadan doğaya dokunmayı çok severdi, şimdi de kelebeklere dokunmaya çalışıyordu. Alçakta bitkilerle oynaşıp ne kadar da hızlı yükseliyorlardı. Bir tanesini kovalarken rüyasında kolunu uzattı, kendini hızla havaya fırlattı ve güm! Uyuşukluk hali devam ederken birden uyandı, bedeninde şiddetli bir ağrı hissetti. Ranzanın üst katından düşmüştü!

Korku ve acısından çığlık çığlığa bağırmaya başladı, ev ahalisi yataklarında korkudan zıplayıp yanına koştu. Burcu yerde, yüzü kıpkırmızı olmuş, ayak bileğini tutarak ağlıyordu. Herkesten hafif bir inilti çıktıktan sonra babası bileğine özen gösterip kızını kucakladı. Annesi yüksek sesle kızını yatıştırmaya çalışırken, ablası ağlamaklı “Burcu’cuğum!” diyerek derin bir nefes verdi.

Gün ağarmaya başlamıştı, babası Burcu’yu yatağa yatırıp bileğini fazla oynatmamasını tembihledi, kırık veya çatlak olabilirdi. Sabah olunca hastaneye gideceklerini söyledi. Burcu duyduklarına inanamadı, yarın sabah gideceği bir yer varsa o da okuluydu. Birden tüm acısı geçmiş gibi ciddileşti “Ben yarın okula gideceğim!”

Annesiyle babası sabah önce hastaneye gitmeleri gerektiğini, tedavisi erken biterse okula gidebileceğini söylediler aynı ciddiyetle. Burcu o kadar çok üzülmüştü ki şimdi hiç sesi çıkmadan, kesik kesik nefes alıyor, kırmızı yanaklarından oluk oluk yaşlar dökülüyordu. “Lütfen babacığım ben yarın okulun ilk gününü kaçırmak istemiyorum” dedi bitkince.

Babası kızını o halde görmeye dayanamayıp “Acile gidiyoruz” diye bildirdi. Ablasını evde bırakıp en yakın hastanenin acilinde soluğu aldılar. Doktor şişmiş bileğini, eliyle ovuşturup muayene etti, Burcu acıdan bir çığlık attı. “Röntgen çekilmesi lazım, çekimler saat 9.30’da başlıyor” dedi. Burcu doktoru cana yakın bulmuştu, “Ama o saatte benim okulda olmam lazım, yarın okula başlıyorum” dedi hırpalanmış vaziyette. Ardından babası da kızının okulun ilk günü için ne kadar heyecanlı olduğuna dair kısaca sohbet etti doktorla.

“Zaten sabaha ne kaldı” dedi doktor “Ama istiyorsanız üniversite hastanesinde 24 saat röntgen çekimi yapılıyor oraya gidin”. Üniversite hastanesi şehrin öbür ucundaydı, saat 7’ye geliyordu, Burcu’nun ise 8.30 da okulda olması gerekiyordu.
Babası kızını kucakladığı gibi annesiyle birlikte arabaya koşturdu. Hastaneye vardıklarında evrak işlerini annesi telaşla hallederken, yerini öğrendikten sonra babası Burcu’yu röntgen odasına çıkardı. Röntgen çekilip sonucunun doktora gösterilmesi 8’i buldu, neyseki kırık veya çatlak yoktu sadece burkulmuştu. Hemşireler ağrı kesici ve şişlik giderici kremler sürüp ayağını sargı beziyle sardıktan sonra Burcu’yu taburcu ettiler. 

Eve dönünceye kadar saat 8.45’i bulmuştu, Burcu hastaneden eve giderlerken öğrencilerin Andımız’ı okuduklarını hayalinde canlandırdığı anda gözleri tekrar doldu, hafif ateşi çıktı. Hastaneden eve girdiğinde telaşla ablası önlüğünü giydirdi, yakasını taktı. Annesi karmaşık saçlarını taramak için fırsat kolluyordu. Kırmızı ayakkabılarını giyemeyecekti. Bir ayağı sarılı, bir ayağında beyaz çorapla terliğini giydi, yürürken topallıyordu. Morali bozuk, acınası bir haldeydi.

Saat 9’da okulun kapısına geldiler, bahçeden bir uğultu geliyordu. Arabadan inip hızlı hızlı bahçe kapısına doğru topallamaya başladı. İçeri girdiğinde sağda düzgün sıra olmuş abla ve ağabeylerini gördükten sonra kendi gibi acemi 1. sınıfların darmadağın durduğunu fark etti. Öğretmenlerinin ikaz düdüğünü duyunca henüz hiçbir şeyi kaçırmadığını anladı. O an derin bir “Oh” çekti, yüzü gülmeye başladı. Anne ve babasını hatırladığı an arkasını döndü, uzaktan O’na el sallıyorlardı. O da yüzünde kocaman bir gülümsemeyle el salladı, dönerken öğretmeni omzuna dokundu, yüreğini ısıtan bir ses tonuyla: “Gel çocuğum”… 

14 Ağustos 2018 Salı

Kemer koylarında...

Merhabalar, geçen pazar Kemer'de tekne turuna katıldım, bir yazımda da bahsetmiştim, çoook eğlenceli geçti. Sosyal medya hesaplarımda pek fotoğraf paylaşmadım, dolayısıyla anlatım ve fotoğraflar blogumu süsleyecek. 

Geziye komşumla beraber katıldık. Sabah 6.30 gibi arabayı alıp eve en yakın buluşma yerine vardık. Yolda kahvaltı molası verdikten sonra Kemer Marina'ya ulaştık. 





Oldukça büyük bir tekneye bindikten yarım saat sonra hareket ettik. İlk durağımız Faselis koyuydu. Bir antik kent barındıran ve karadan da gezmeyi çok sevdiğimiz bu yerde ilk kulaçlarımızı attık. Bu, en çok yüzdüğüm tekne turuydu sanırım. 


İkinci koy, Teke koyuydu. Buraya ulaştığımızda önce yemek ikramı yapılacağı, sonra da yarım saat yüzme molası verileceği anons edildi. Yani toplamda 1 saat burada vakit geçirecektik. 



Yemekte çok çeşitli salatalar vardı ancak tavuk şinitzel olarak verilen şey bence tavuk değildi. Daha çok knor bulyonla ıslatılmış ekmek harca bulanıp kızartılmış gibiydi. Et yemediğimi farkedince onu yarım bıraktım. Marul, kırmızı ve beyaz lahana ve çoban salatası vardı. Çoban salatasının içindeki hıyarların da ilaç tadında olduğunu farketmem uzun sürmedi, onları da ayırıp bulgur pilavı, makarna ve diğer salatalar ile karnımı doyurdum. Diğer yarım saatte muhteşem manzara eşliğinde yüzdüm. 

Başka bir koya daha ulaştık ve burada sadece yarım saat yüzme molamız vardı. Bu kısıtlı zamanı da denizde geçirdim tabiiki.



Daha sonra uzunca bir süre yol aldık. Bu esnada köpük partisi başladı. Gruptan kimseyi tanımadığım için bikinimin üstüne de hiçbir şey giymeye gerek görmeden köpüklerin içine daldım.


Bu fotoğrafı başlangıcında çektim ve sonrasında pistten hiç inmedim :))  Doyasıya dans ettim, göbek attım. Yılbaşında bile bu kadar oynamamıştım :D

Sonrasında Cennet koyuna vardık, burası gerçekten cennetten bir köşe ve molamız 1 saatti! Köpükleri üzerimizden atıp bol bol yüzdük. Köpük partisine gidecek olursanız aklınızda bulunsun, benim gibi yüzünüzü köpüklere vermeyin, çünkü göz yakıyor. Sırtınızdan aşağı insin köpükler.

Teknenin ilerisinde bayağı yüzüp tekneye yaklaştım. Oralarda ne göreyim, minik minik kara balıklar üstüme geliyor ve hafif ısırıyorlar sanki. Hemen tekneye çıktım, arkadaşımda teknedeydi 10 dk kadar sohbet ettikten ve O'nun benim içimi rahatlatmasından sonra tekrar kendimi sulara bıraktım. 






Ardından dönüş yoluna koyulduk, tur hareketli geçtiği için çok memnundum. Ayrıca burnumuzun dibinde bu kadar güzel yerler varken Fethiye'ye öncelik verdiğim için hayıflandım. Ama her farklı yerin tadı başka tabiiki.


Marinaya vardıktan sonra otobüsümüze binip dönüşe geçtik. Pazar günü olduğu için Antalya yolu çok kalabalıktı, bayağı trafik vardı. Eve geldiğimde çok yorgundum ve önce yorgunluktan uyuyamasam da sonrasında sızıp derin, tatlı bir uykuya daldım.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Bu aralar ben

Herkese merhaba! Bu yazıyı sadece bu aralar hayatımın nasıl gittiğine dair yazayım dedim. Tıpkı uzakta olan bir yakına yazılan mektup gibi... Bu nereden aklıma geldi? 

postcrossing.com diye bir websitesi var, siteye kayıt olduktan sonra dünyanın çeşitli ülkelerinden çeşitli insanlara kartpostal gönderebiliyorsunuz. Hangi ülkeye ve kime gideceği rastgele seçiliyor. Siz adres istek butonuna bastığınız zaman herhangi birinin adı ve adresi geliyor. Ben bu işten acayip keyif aldım. Eskiden aldığım kartpostalları ortalığa çıkardım ve birkaç gün arayla 4 kişiye gönderdim; Rusya, Tayvan, Hollanda ve Amerika'ya. İşin ilginç yanı bu hiç tanımadığım kimselere yazacak o kadar çok şey buluyorum ki şaştım kendime. Meğer bende ne kadar çok anlatma isteği varmış, bitmek tükenmek bilmeyen :D

12 Adalar - Fethiye
Kartlarınız alıcılara ulaşana kadar 5 kart gönderme hakkınız var. Şimdi kartlarımın alınıp başka kişilerin bana göndermesini sabırsızlıkla bekliyorum. Bir ara 5. hakkımı da kullanırım sanırım. Baktım kartlara anlatmakla sığmıyor, bloğuma yazayım dedim arada sırada benden güncel haberleri :)

İki haftadır üniversiteye gitmiyorum, sıcakta 1,5 saat gittikten sonra, yürümeler var bir de tabii  kendimi çok bitkin hissediyorum. Odama geldiğimde bir rahatlama oluyor ama öncesinde çok yoruluyorum. O yüzden kendimi çok zorlamaktansa büroma geliyorum. Çalışma ortamım üniversitede daha iyi olduğu için burada daha hafif şeylerle vakit geçiriyorum. Okuyorum, dergilere hakemlik yapıyorum, kendi yemeğimi kendim hazırlıyorum ...vs. Kendi kendime zaman geçirmekten çok zevk alıyorum. Ara sıra da arkadaşım geliyor veya akşamları kız arkadaşlarımla bar, şarap evi, meyhane gibi çeşitli mekanlarda bol bol sohbet edip günün yorgunluğunu çıkarıyoruz.  

Akvaryum koyu - Fethiye

Bu ara iki kitabı birden okuyorum; Gogol'den Ölü Canlar ve Jane Austen'dan Aşk ve Gurur. Ölü Canlar'ın bitmesine az kaldı ama başlarda çok hızlı okurken sonlara doğru okuma hızım yavaşladı. Yakında bitirir ve burada yorumlarım diye tahmin ediyorum. Aşk ve Gurur'u pdf olarak bürodaki bilgisayarımdan okuyorum. Klasikleri tahmin edersiniz, dolu dolu ama biraz yavaş ilerliyor. Bir üçüncü kitaba başlamamak için kendimi zor tutuyorum. O hafif bir kitap, Kral Katili Virginia Boecker'ın, Cadı Avcısı serisinin devamı. D&R'dan bu ay başında aldım. Ölü Canlar'ı da evde okuduğum için şu an birbirimizi merakla süzüyoruz sadece :D

Kelebekler Vadisi
Hemen hemen her pazar günübirlik gezilere katılıyorum, yarın Kemer koylarını tekneyle gezeceğiz. Bende hafif bir bel fıtığı olduğu için doktor yüzmeyi çok tavsiye etti. Az bir taşma var diyorlar ama ağrısı gerçekten çok kötü, başa bela bir durum. Aslında tekne turundan sıkıldım dermişim, burada gözlerinizi devirebilirsiniz ama temiz ve serin denizde yüzmenin tek yolu tekne gibi birşey. Ayrıca yüzmeyi de diğer yapmak zorunda olduğum şeyleri gibi zevkli hale getirmeye çalışıyorum.Yüzmek zaten zevkli diye düşünüyorsunuzdur eminim ama çok yaptığınız herşey gibi o da sıkabiliyor. Ne kadar çok gitmiş olsam da tekne turu sahilde tüm gün yatıp ara ara denize girmekten daha sıra dışı geliyor. Veya hergün rutin olarak havuzda yüzmekten (ki aslında tavsiye edilen yüzme bu şekilde)...

Sulu ada - Adrasan
Parmaklarımı klavyeden ayırmak istemiyorum ama sizi de sıkmadan bu yazıyı bitirsem iyi olacak. Sizi mutlu eden şeylerle ilgilenerek haftasonunuzu geçirin. Yaşam zaten başlı başına bir mücadele, bir de dünya ve ülke gündeminin sorunlarını sırtlamayın. Çokça sevgiler... 

7 Ağustos 2018 Salı

Diriliş - Tess Gerritsen

Herkese merhaba! Yazıma haftasonu yaptığım geziden bahsetmekle başlayacağım, çünkü etkisinden hala çıkabilmiş değilim. Hayatımda gördüğüm en güzel yerler sıralamasında birinciliğe oynuyor: Kelebekler Vadisi, kesinlikle 1 gün yetmiyor. Ölüdeniz'den tekneyle gidiliyor, devamlı getirip götüren Shuttle Boat'lar var. Çadır veya bungalovda kalabilirsiniz. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil 120 tl. İnanın öyle bir yer için sudan ucuz. Müthiş bir kafeteryası var üzerini duvar gibi kaplamış asmalardan üzümler sarkıyor, verilen yemekler çok çeşitli meze içeriyor, özenle yapılmış. Ayrıca biraz üst kısımda bar var. Yukarıdan keyif yapabilirsiniz, isterseniz yanındaki kayalıklardan denize girme imkanınız da var. Tabi asıl kocaman bir sahil koy ve temiz bir deniz... Ara sıra bulutlara giren yakmayan bir güneş ve kumsalda yattığınızda cır cır böceklerinin senfonisi. Yani Kelebekler Vadisi birsürü kalp ben :) 

Belki bunu başka bir yazı konusu da yaparım fotoğraflarla şimdi gelelim, kitabımıza... Bunu ben pdf olarak okudum. Basılının tadını vermez ama kitap çok güzeldi. Her zaman Afrika'da safari yapmak istemişimdir, kitap da bu ortamda başlayınca birkaç satır okuduktan sonra vazgeçilmez hale geldi benim için. 


Tess Gerritsen'in dili çok çok akıcı ve hafif bir dille yazıyor. Günlük hayat diyaloglarını öyle yazmış ki o an o mekanda hissediyorsunuz kendinizi ve böylece korku ve gerilimin üzerinizde yarattığı etki artıyor diyebilirim. Sanırım yazdığı bu dedektiflik serisinin, Rizzoli & Isles diye bir TV dizisi de varmış.

Olay Afrika'da safariye çıkmış bir grubun maceraları ile Boston'da işlenen cinayetlerin soruşturması ile paralel anlatılıyor. Yani bir bölüm Afrika bir bölüm Boston anlatılıyor. Afrika'da yaşanan hikaye Boston'a göre daha önce yaşanmış olaylar. Sonunda iki yerde işlenen cinayetlerin birbiriyle bağlantısı kuruluyor, iki mekandaki karakterlerin yolları kesişiyor, cinayete kurban gitmeyenlerin tabi.

Afrika'daki safaride tek canlı kalan bir kadını tanıyarak, silik görünen bir karakterin ne kadar güçlü, dayanıklı ve cesur olabileceğini anlıyoruz. Olayların çözülmesi ise çok zor oluyor. Herşeyin arapsaçına dönmesi, katilin bulunması için dedektiflerin verdiği mücadele ve kendi aralarında yaşanan soğuk fırtınalar... Roman son sayfalara kadar esrarını koruyor, yani katili önceden tahmin etmeniz mümkün değil, bu yüzden kitabın keyfi hiç kaçmıyor. 

Diriliş adında birçok kitap var biliyorsunuz. Benim çok hoşuma gidiyor bu isim, beni ilk anda kitaba çeken biraz da bu oldu. Tolstoy'un Diriliş'i de okumak istediğim, sırada bekleyen kitaplardan... Sevgiler