16 Eylül 2021 Perşembe

İstanbul'a dair

İstanbul'a dair en sevdiğim şiirdir Atilla İlhan'ın İstanbul Ağrısı şiiri, Atilla İlhan'a da hayran bırakır... Sizinle paylaşmak istedim, blogumda yerini alsın. Umarım yakın zamanda kavuşur, sevdiğim semtleriyle hasret gideririm :)

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
Intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık

Bugünlerde dinlemekten hoşlandığım şarkı da Manga ve Göksel'den Dursun Zaman.. Huzurlu geceler ❤❤

9 Eylül 2021 Perşembe

Bir çift yürek - Marlo Morgan kitap yorumu

 Bu kitap kütüphanede karşıma çıkınca ikinci kez okudum. Kitabın konusunu hatırlıyordum ama yazılanlar hakkında sadece ufak bir olay aklımda kalmıştı. İlk okuduğumda çok etkilenmiştim, bu sefer o derece etkilemedi beni. Belki de bahsedilen öğretileri daha sonra çok duymam, artık benim için yeni olmadıkları içindir.


Sağlık sektöründe çalışan Amerikalı bir kadın tedavi yönteminin orijinal olmasından dolayı birkaç yıl çalışmak üzere Avustralya'ya davet edilir. Burada Aborjinler'in (Avustralya yerlileri) şehir hayatına uyum sağlayamadığını ve bu yüzden onlara karşı aşağılayıcı fikirler oluştuğunu gözlemler. Bir proje geliştirir ve bu yolla Aborjinler'e iş olanağı sağlar ve oldukça başarılı olur. Ve bir gün yerliler tarafından bir toplantıya davet edilir. Hiç beklediği gibi gerçekleşmeyen toplantı aslında geleneklerini kaybetmemiş Aborjinler'le çıkacağı bir yürüyüş yolculuğunun başlangıcıdır...

Beni tekrar kitaba çeken şey, içeriğinin neredeyse tamamının bu yürüyüşten meydana gelmesiydi. Bu sıradışı yürüyüş esnasında aktarılan öğretileri de merak ediyordum. Bazı alıntıları aşağıya bırakıyorum :)

🌼 Annem her zaman şöyle derdi: "Seçimlerini bilgelikle yap, çünkü istediğin şey eline geçebilir."

🌼 Ömrümü insanların sağlıklarını korumasına adamış olan ben anlamıştım ki, gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.

🌼 Şöyle bir düşünce aktı zihnime: "Su ol. Su ol. Sen su olabilirsen, suyu bulabilirsin." Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Hiçbir anlamı yoktu. Su ol! Bu olanaksızdı. Ama sonra yeniden toplumumun sol beyinli insanı olmaktan kurtulmayı denedim. Kendimi sezgilere açtım, gözlerimi yumdum, su olmaya başladım. Yürümeye başladım ve tüm duyularımı kullanmayı denedim. Suyun kokusunu alabiliyor, tadını duyabiliyor, hissedebiliyor, sesini duyabiliyor, görebiliyordum. Soğuktum, maviydim, duruydum, çamurluydum, durgundum, çırpıntılıydım, buzdum, eriyordum, buharlaşıyordum, yağmur oluyordum, kar oluyordum, ıslaktım, canlandırıcıydım, sıçrıyordum, yayılıyordum, sınırsızdım. Aklıma gelen her türlü formuyla suydum artık.

🌼 Acaba artık maddeyi değil, deneyimi hazine saymayı öğrenebilmiş miydim?

Kişisel gelişim tarzında bir kitap okumaya ihtiyacınız varsa, bir şans verebilirsiniz bence. Sevgiler ❤

1 Eylül 2021 Çarşamba

Ağustos Ayı En'leri

 SEVİYORUM

Pazar günleri 15-17 km doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. Geçen ay bir de Perseid meteor yağmurunu izlemek için bir yaylaya gittik. Karanlıkta 20 kadar kişilik bir grup birşeyler atıştırıp, içeceklerimizi yudumladık. Semaverde çay demlendi, gözümüzü gökyüzünden ayırmadan sohbet ettik. Meteor yağmurunun maksimum olduğu günleri kaçırdığımız için fazla gözlemleyemedik, ben bir tane ayın alt kısmında akan bir meteor gördüm ama o bölgede ay ışığı etkili olduğu için çarpıcı bir görüntü vermedi. Dilek tuttum tabi :)


YİYORUM

Geçen ay değişik olarak iki tarif denedim. Basit ve fazla malzeme gerektirmeyen tariflerdi. İlki için önce patatesleri haşlayıp tam yumuşamadan ocaktan alıyorsunuz, sonra kabuklarıyla halka halka doğrayıp tereyağında kızartıyorsunuz. En son üzerine tuz, toz biber ve kekik serpip afiyetle yiyorsunuz. Benim amacım fazla kızartma yapmadan o lezzeti elde edebilmekti ama kızarması biraz uzun sürdü, dolayısıyla o anlamda zararından kaçamadım. 


Diğeri için de bir avuç erişteyi pişirdikten sonra soğutup, bol rende salatalık, kıyılmış dereotu, yoğurt ve ezilmiş sarımsakla karıştırdım. Erişteli cacık gibiydi biraz ama esas yemeğin yanında güzel gidiyor.

İÇİYORUM

Ablamın Kanada'dan gönderdiği iki çeşit çay vardı evde, aylardır hiç içilmiyor. Biz normal Türk çayını en çok sevdiğimiz için başka çeşit demlemiyoruz. Bu sefer evde Türk çayı bitince, fırsat bu fırsat bunları içelim dedik. Seylan çayı gibi yaprak cinsi, vanilyalı ve siyah frenk üzümlü siyah çay.

Bir zamanlar Köln'de masal evi gibi bir yerde böyle aromalı çaylar içmiştim, hafif loş, göz alıcı koltuklar ile çok dinlendirici bir ortamdı. Çay menüleri bir fotoğraf albümü kadar kalındı, yüzlerce çeşit vardı. Kendimi orada hissettim bu çayları içerken. En yakın arkadaşlarımdan biri de Köln'deydi o ara, oranın kapadığını söyledi, üzüldüm.

HİSSEDİYORUM

Doğada kilometrelerce yürürken grubun hızına ayak uyduramadığım zamanlar oluyor, özellikle çok çıkış olunca nefesim kesiliyor. Daha çok spor yapmam gerektiğini hissediyorum, bazen yorgunluktan gözlerim bile sulanıyor ama eve gelince iyi ki gitmişim diyorum. Doğada yürümenin bana iyi geldiğini hissediyorum, tüm hafta çok enerjik oluyorum, bir sürü iş hallediyorum.

Söbüce yaylası zirvelerinde
Söbüce yaylası zirvelerinde
YAPIYORUM

Doktoradan mezun olduğum bölümde hocamı ziyaret ettim geçen ay. Teşekkürlerimin ifadesi olarak Çiçek Sepeti'nden de bir saksı çiçeği alıp götürdüm. Bana daha iyi motivasyon sağladığı için işlerimi üniversitede yapacağım, bu arada makalelerimi de yazacağım bu ay.

HAYAL EDİYORUM

 Bu kötü birşey ama pek hayal gücü kalmadı bende. Hayal dünyasında yaşamak bana zaman kaybı gibi geliyor biraz. Sadece seramik ile uğraşırken ne yapacağımı önceden hayal ediyorum. 

İZLİYORUM

Kafa dergisi Youtube kanalında Zafer Algöz'ün anılarını anlattığı yayınları izliyor ve dinliyorum. Kaçırmayın derim, çok keyifli ve sıradışı anılar, kendisi de çok hoş anlatıyor.


OKUYORUM

Geçen ay dört kitap okumuşum, bayağı motivasyonum yüksekti. Şimdi uzun yıllar önce okuyup büyük bir kısmını unuttuğum Marlo Morgan'ın Bir Çift Yürek adlı kitabını okuyorum. Sanırım okumayan az sayıda insan vardır bu kitabı :)

Sonbahar geldiğine göre okuma, yazma, çalışma motivasyonumuzun artması lazım. Hepimize verimli hevesli bir ay diliyorum. 

27 Ağustos 2021 Cuma

Düğün Birahanesi - Behçet Çelik kitap yorumu

 Merhaba, ilk defa kalemiyle tanıştığım bir yazarla geldim bu defa. Blog'da bir kitabının yorumunu okuduktan sonra, "Behçet Çelik'in bir kitabını oku" diye not almışım. Hangi blogdu bulamadım ama yazardan bir kitap okuyup yorumlayan varsa haber versin, yorumunu tekrar okumayı çok isterim :)


Kitapyurdu'nda yazarın kitaplarının arka kapaklarını okuyarak bu kitabını almaya karar verdim. Adı da ilginç geldi açıkçası, keyifli hikayeler olmalı diye düşündüm. 

İçerisinde onüç tane hikaye var. Kitaba başladığımda ilerleme açısından bana itici bir güç vermedi. Benden önce annem eline alıp yarım bıraktı. Ben tamamını okudum ama hani sohbeti ilginizi çekmeyen insanlar olur, onlar konuşurken dikkatinizi veremezsiniz ya onun gibi oldu zaman zaman benim için. Yani bazı paragrafları okuduktan sonra, dalıp gittiğimi farkedip baştan okuduğum oldu. 

Kitapta çok gerçekçi bir biçimde bazı insanların hayatlarından kesitler anlatılıyor. Kurgu olabilir tabi ama bizden, toplumumuza ait hikayeler. Bu hayatların içine şöyle bir dalıp çıkmak hoşuma gitti çünkü günlük hayatımda bu yaşayışları yakından inceleme fırsatı bulamıyorum artık, ya da benim yakın çevrem böyle değil diyebiliriz.

Yazarın kitaplarından tavsiye edilen olursa daha sonra bir kitabını daha okuyabilirim. Amazon'da iki kişi 4 yıldız vermiş bu kitaba, beğendiğim alıntıları da yazayım okuyup okumamaya siz karar verin.

🦄 "Şu kız var ya" deyiverdi.
"Eee" dedim.
"Kafamı karıştırıyor, biliyor musun? Elim ayağıma dolanıyor karşısında. Buluşuyoruz, hayran hayran bakıyor bana. 'Kızım' diyecek oluyorum. 'Biz alışmamışız böyle bakışlara. Yüz vermeyenlerin karşısında dil dökmenin uzmanı olmuşuz. Bu bakışlara diyecek bir söz yok kitabımızda."

🦄 "Belki de şey diyecektim, sevgiliyle arkadaş arasındaki fark bu belki, diyecektim. Sevgilisini görmese ölür insan ama arkadaşını görmese de olur."
Yüzüne bakamadım. Şaşırdı mı, aklı yattı mı, bilemedim. Uzun sürmedi bocalamam. Tanrı mı yetişti o an yardımıma? Bir sonraki cümle nasıl geldi aklıma, nasıl çıkıverdi sözcükler ağzımdan? Zeka, yaratıcılık falan değil... Başka bir şey. Sanki sözcükler asılı duruyorlardı havada, yeri geldikçe olgunlaşıp düşüyorlardı.

 🦄 İşte o zaman, daha önce kimsenin görmediği, bilmediği, suyunu içmediği; zehirli mi, şifalı mı olduğunu bilmediğim bir kaynağa dayar gibi ağzımı değdireceğim ağzına.

Daha not aldığım yerler var ama kitabı okuma keyfini kaçırmayayım, haftasonunuz mutlu geçsin 🎈

15 Ağustos 2021 Pazar

İnci - John Steinbeck alıntılar

🎉 Sabahın ilk saatleri olmasına karşın, göğe puslu bir hava hakimdi. Bazı görüntüleri abartan, kimilerini de silikleştiren kaypak hava, körfezi boydan boya kaplamıştı, her görünüm gerçek dışıydı, bu durumda göze güvenilemezdi; denizle toprak, düşlerdeki kesin çizgilere ve belirsizliklere bürünmüştü. Belki de körfez insanlarının ruhlara, hayal gücünden doğan nesnelere inanmaları, öte yandan uzaklığı kestirmede, dış çizgileri saptamada ya da şaşmaz bir görüş açısı gereken her türlü olayda kendi gözlerine inanmamaları buna bağlanabilirdi.

 🎉 Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir. Bazen şans ters dönebilir yoksa. Ayarında istemeyi bilmeli kişi, Tanrı ya da tanrılarla iyi geçinmenin yolunu bulmalı.

🎉 Haber, kilisenin önünde bekleşen dilencilere herkesten önce vardı, onları keyiften kıkır kıkır güldürdü, çünkü dünyada birdenbire şansı dönen bir yoksul kadar sadakadan yana cömert adam olmadığını bilirlerdi.

Octopus Kitap Kafe
Octopus Kitap Kafe

🎉Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu. 

🎉 Ta beşikten mezara kadar dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz. Sen yanlızca inci alıcılarına meydan okumadın, bütün bir yapıya, bütün yaşam biçimine meydan okudun, senin adına korkuyorum.
 
Mutlu pazarlar 🎈

İnci - John Steinbeck kitap yorumu

John Steinbeck'in hayranıyım ben. Bu sevgi, Gazap Üzümleri'ni okuyunca bende yer etti. Değindiği konular ve yazım dili beni çok etkilemişti. Fareler ve İnsanları da severek okumuştum. Tüm kitaplarını okumak istediğim bir yazar.

Bu kitabın Sunuş kısmında Tomris Uyar yazar için şunları söylüyor: "... Çünkü Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi umudun. O'nun güncelliğini yitirmemesinin bir açıklaması da bu olabilir."


Kütüphaneden ödünç aldığım bir kitap İnci. Kütüphanedeki kitapları incelemeyi seviyorum, aklımdan uzaklaşmış kitapları bana hatırlatıyor. Kitaptaki olaylar kapağı gibi biraz karamsarlık veriyor ama çekim alanından çıkamıyorsunuz :) Kitap 101 sayfa, ince fakat alıntılanacak kısımları çok fazla, hatta onları başka bir yazıda verebilirim belki..

Küçük bir sahil köyünde yaşayan kızılderili yerlisi Kino, Juana ve bebekleri Coyotito doğayla başbaşa, kulübelerinde fakirlik içinde ama huzurlu yaşamaktadır. Bir gün Coyotito'yu beşiğinde oyun oynarken bir akrep sokar. Juana zehiri emerek çıkarır ancak köyün beyaz derili doktoruna da götürürler bebeği.. Doktorun yardımcısı ailenin fakir olduğunu anlayınca doktorla görüşmelerini sağlamaz. Boynu şişen bebeğin doktora görünmesi gerektiğini düşünen Kino, o gün hırsla istiridye avlar. Avladığı birçok istiridyenin arasından birini gözüne kestirmiştir. En son onu açar ve içinde martı yumurtası büyüklüğünde bir inci bulur, çok büyük :)

İncinin bulunmasının haberi tüm köye hızla yayılır. Kino incinin ederi kadar miktarda parayı alabilirse artık çok zengindir. Ancak artık her akşam evine gizlice girilmekte, canına kastedilmektedir. Doktor evlerine gelir, aslında iyileşmekte olan bebeği hasta edip, kendisi iyileştirmiş numarası yaparak para koparma peşindedir. Köyde incinin ederi parayı alamaz ve şehire gitmeye karar verir Kino. İnci, ailenin hayatının gidişatını değiştirmiştir, başlarına türlü felaketler gelir ama Kino alacağı parayla ilgili o kadar güzel hayaller kurar ki, kendisi ve ailesinin hayatı pahasına ondan vazgeçemez.

Başta söylediğim gibi, Steinbeck'i çok seviyorum ben. Tavsiye ederim kitabı ama tüm klasiklerde olduğu gibi konu biraz sarsıcı ve anlatıma da konsantre olmak gerekiyor zevk almak için. Alıntılar bir sonraki yazıda... Sevgiler ❤

12 Ağustos 2021 Perşembe

Bi kahve içebilir miyiz? || Mehmet Ali Çatal kitap yorumu

 Mizahi anlatımı olan, kadın erkek ilişkilerini konu alan eğlenceli bir kitap. Bana biraz da İstanbul'a has yaşamlar ve ilişkiler gibi geldi. Bu da okuma isteğimi arttırdı çünkü İstanbul'da yaşadığım hayatı zaman zaman özlüyorum.

Hiç arka kapak yazısını buraya almamıştım ama yazar ile ilgili bir merak uyandı kitabı elime alınca, kendisi de bunu yine mizahi bir dille anlatmış: 

1990 yılında çalışmalarına başlanan Mehmet Ali Çatal 1991 yılında tamamlanarak dünyaya geldi. Gırgır dergisinde yazdığı hikayelerle tanındı. Çok da tanınmadı. İstanbul Gazeteciler Derneği tarafından yılın gelecek vaat eden gazetecisi seçildi. Böylelikle biraz tanındı. Çok değil ama. Çatal, arkadaşlarından kalan yemek artıklarıyla yaşamına devam etmektedir.

Yine de tuhaf hikayelerden oluşan Bi Kahve İçebilir miyiz? 4. baskısını yapmış bulunuyor. 


Sanırım ilk defa kitabın tanıtımını Bahar'ın (Maviye İz Süren) blogunda okumuş not almıştım...

Dün Antalya'da şehir merkezine çok yakın yangınlar aktifti, tüm şehir duman altında kaldı ve havada küller uçuşuyordu. Güneşin bile görüntüsünü perdeledi duman o derece. Dışarı çıktığımda bir süre bu dumana, küle maruz kaldım ve bir süre sonra genzim yanmaya başladı. Evi arayıp anneme klimayı çalıştırmamasını ve kapı, pencere açmamasını söyledim. Klima çalıştırınca duman içeriye doluyor. Kısa sürede eve döndüm ve vantilatörle, her yer kapalı gece 12 'ye kadar oturduk. Ara ara balkon kapısından dışarıyı kokluyordum ve gece 1'e kadar yanık kokusu devam etti. Daha sonra klimayı açıp uyuyabildim. 

Dün gün boyunca bu kitaptan başka hiçbir şeye dikkatimi veremezdim, hafif aşk meşk konuları ve komik diliyle beni rahatlattı, olayları daha kolay atlatmamı sağladı. Mizaha gerçekten ihtiyacımız var.

Kitabın dilinin anlaşılması açısından bir hikayeden kısa bir bölüm aktaracağım:

Ne güzel uyuyordum. Birden canım köpek gibi kahve çekti! Hehh, hehh diye mutfağa ittim kendimi. Süt tozunu kastırdım, şekerlerimi özenle dizdim bardağıma, üzerlerinde karıncalar da geziyordu, üç tane de karınca attım... Kahveliği açınca felç geçirdim! Kavanoz bitik! 

Ketılı durdurup yırtıklı kıyafetlerimle sokağa atıldım. Bakkal yapacağım. Hava gece. 03'ü zorluyo. Tam bakkala bırakıcam kendimi, yanıma bir cip dipledi. Götüme dokunduruyor. 

Tamam, adres soracak. Direk bilmiyorum çekmek için bayık tipimle pencereye yanaşacaktım. 

Babanneni! Güzellik merkezi bir kadınla karşı karşıyayım. Bi an TV seyrediyor gibi oldum. Hemen ayıldım, yüzümü en yakışıklı versiyonuna soktum. En iyi gülümsememi takıp gamzeli tarafımı döndüm. 

"New residans varmış, buralarda" dedi. Hayatımda hiç duymadım. Her neredeyse biraz reklam yapsın.
...

 Kitabı tavsiye ediyorum, okuyun biraz yüzünüz gülsün :) Sevgiler 

10 Ağustos 2021 Salı

Ters Düz | Mert Ofluoğlu kitap yorumu

 Kitap, sürükleyici ve samimi bir dille yazılmış. Belki de Mert'i blog dünyasından tanıdığım için bana samimi geldi ancak anlatılan olaylar hafiften tüyleri ürperten cinsten. Yazım dili olayların içindeymişsiniz hissi yaratıyor ve kitabın etkileyiciliğini arttırıyor.


İstanbul'da yayıncılık sektöründe çalışan ve yazar olan Ece'ye bir gün Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde yaşayan amcasından bir telefon gelir. Konu babası olunca Ece, bir süreliğine burada kalmak üzere apar topar köye gelir. Çocukluğunu geçirdiği evde şimdi üvey kardeşleri yaşamaktadır ve bu eve tekrar yerleşir. Ancak bu eve kendini kabul ettirmesi kolay olmayacaktır. Bir yandan babasıyla ilgili esrarı çözmeye çalışırken, bir yandan da burada, İstanbul'da yazmaya başladığı kitabını bitirmek için çalışmaya kararlıdır. Köyde, çocukluğunu birlikte geçirdiği arkadaşlarına rastlar ve o zaman yaşanan çocukça duygular, yeniden gün yüzüne çıkar. Oysa O'nun zaten İstanbul'da bir sevgilisi vardır...

Kitap okunmaya değer, tavsiye ediyorum. Ancak eleştirilerim olacak elbette, bazı yerlerde cümleleri birbirine bağlamakta zorlandım, sanki iki farklı ruh haliyle yazılmış gibi, anlatabildim mi bilmiyorum... Bazı yerlerde de roman derinliğinden çıkıp senaryo kaygısı güdülmüş gibi geldi, bir de işlenen cinayet kendini savunma olduğu için gizlenmesi gerektiğini düşündürtmedi bana...

Bozbalık üçlemesinin yolu açık olsun, serinin diğer kitaplarını peş peşe okuma fırsatı buluruz umarım. Mert'in kalemine sağlık, yazarlık hayatında gelişerek ilerleyecektir eminim. Sevgiler ❤

5 Ağustos 2021 Perşembe

Temmuz Ayı En'leri

SEVİYORUM

Geçen ay açık havada, kitap kafelerde (maskeyle), evde bol bol kitap okudum. Ayrıca yeni tatlar denedim. Kendimi biraz şımartarak vaktimin verimli geçmesi beni mutlu ediyor.


YİYORUM

Geceleri susuzluktan uyanıp dolaptan çıkardığım soğuk karpuzu yedikten sonra uyuyabiliyorum bazen. Geçen aya arasına erik reçeli sürdüğüm Yulaf Ezmeli Kurabiye damgasını vurdu diyebilirim. Bir de mor buğdayın unundan yaptığım Tepsi (Sini) Mantısı çok güzel oldu. Mor buğday ununun yüksek antioksidan içeriği, düşük glisemik indeksine sahip olması gibi birçok faydalı özelliği var, sanırım Carrefour'dan almıştım, marketlerde bulabilirsiniz.


İÇİYORUM

Çay çok içiyorum, genellikle de sütlü. Gittiğim kitap kafede kahve dışında bitki çayları olduğu için papatya, yaseminli yeşil çay ve hibiskus ile nar çiçeği çayı da içtim.

HİSSEDİYORUM

Orman yangınlarından dolayı içim yanmış ve kızgın hissediyorum. Diğer taraftan annem katarakt ameliyatı oldu, iki gözü bir hafta arayla yapıyorlar. İlk göz hiç kanlanmadan çok çabuk iyileşirken ikinci gözün iyileşmesi biraz uzun sürdü. Gözünde hiçbir batma ve kanlanma kalmayana kadar tedirgin, bunlar geçtikten sonra rahatlamış hissettim.

YAPIYORUM

Geçen ay yukarıda bahsettiğim konudan dolayı sık sık tıp fakültesine gitmekle geçti, ameliyat ve kontroller için.

DÜŞÜNÜYORUM 

Yangından etkilenen yerlere gidip nasıl bir işin ucundan tutabilirim diye düşünüyorum. Malzemelerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için yardım etsem, bir arkadaşım da benimle gelmek için irtibata geçse keşke diye düşünüyorum.

HAYAL EDİYORUM

Tüm yangınların kısa sürede söndürüldüğünü hayal ediyorum.

DİNLİYORUM

Zafer Algöz ve Can Yılmaz'ın Youtube kanalında yayınladıkları program Burada Olan Burada Kalır'ı izliyor ve dinliyorum. Bir masada oturup birlikte keyifli sohbetler yapıyorlar, güncel konulara da değiniyorlar. Genellikle mizahi bir dil hakim, çok eğlenceli. Bu zor zamanlarda içim açılıyor.

OKUYORUM

Geçen ay biri çizgi roman olmak üzere üç kitap okumuşum. Şu anda Mert'in Ters Düz adlı kitabını okuyorum. Yarısını geçtim, yakında yorumumu yayınlarım.

İZLİYORUM

Geçen ay sadece 15 dk. lık dünyanın ilk bilim kurgu filmini izlemişim. Bu ay daha çok film izleme planı yapayım :)

Ağustos ayı devamında güzel haberler getirsin, yüreğimizde umutlar yeşersin 🙏 sevgiler ❤

1 Ağustos 2021 Pazar

Cehennem | Dan Brown kitap yorumu

Merhabalar, hemen ilk cümlede söyleyeyim, bu kitabı okumayanlar hemen kütüphaneden de olsa edinip okusun. Kurgusu ve romanın kahramanları çok sıradışı. Her müzenin ve tarihi yapıların ince detaylarına kadar betimlenmesi Floransa, Venedik ve İstanbul'da turistik bir tura çıkmışsınız hissi yaratıyor. Kitapta bulaşıcı bir virüsü yaymaya çalışan bir genetik bilimci engellenmeye çalışılıyor, tempo tüm Dan Brown kitaplarından da bildiğiniz gibi çok yüksek.


Sanat tarihçisi ve simge bilimci Robert Longton gözlerini açtığında kendini Floransa'da bir hastanede bulur. Oysa Boston'daki evinden çıktığını bile hatırlamamaktadır. Kafasına dikiş atılmıştır ve bir süre sonra hastaneye gelen bir yabancı O'nu öldürmeye çalışır, oradaki bayan bir doktorla hastaneden kaçar. Hafızası yaşadığı bir önceki gün için silinmiştir ancak bazı kelimeler ve görüntüler hayalindedir. Doktor Sienna Brooks'un evine giderler ve burada elçiliği arar ve yardım ister. Ancak eve gelen kişilerden biri kendisini hastanede öldürmeye çalışan kişidir ve iç cebinde bulduğu bir nesne ile bazı soruları aydınlanır. Sienna'yla birlikte kaçmaya devam eder ayrıca kendisini çözmesi gereken büyük bir bilmecenin ortasında bulur. Çözdüğü her şifreli mesaj onu başka tarihi bir mekana yönlendirir, böylece İstanbul'daki Yerebatan Sarnıcı'na kadar iz sürmeye devam eder. İtalya'dan Türkiye'ye giderken de artık gerçekle, aldatmacanın, yalanın ayırdına varamayacak kadar kafa karıştırıcı şeyler, yaşadığı içiçe geçmiş olayların gerçek yüzünü öğrenir.  

Okurken aldığım notlar oldu ayrıca bazı alıntıları kaydettim ama hepsini paylaşmayacağım. Hem kitaptan alınan zevkin azalmaması için hem de yazı çok uzayacak hepsine yer verirsem.

* Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.  

* İnsan zihninin ilkel ego savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna inkar denir. İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının önemli bir kısmını oluşturur. O olmasaydı, her sabah hangi şekilde öleceğimizi düşünerek dehşet içinde uyanırdık. Bunu yapmak yerine zihinlerimiz, işe vaktinde yetişmek veya vergilerimizi ödemek gibi başa çıkabileceğimiz stresle meşgul olarak, varoluş korkularımızı perdeler. Eğer varoluşla ilgili daha büyük korkularımız olursa, basit işler ve günlük meşgalelerle onları hemen aklımızdan çıkarırız.

* Mantık ile kalp arasındaki yüz yıllık savaş, nadiren aynı şeylerin gerçekleşmesini ister. 

* Bir insan hiç olmadıkça Tanrı O'ndan hiçbir şey yapamaz. Martin Luther

* Büyük akıllar benzer düşünür.

Kitabı dün akşam bitirdim ve virüsle ilgili olayların baskın olduğu yer son bölüm. Güncel yaşadığımız virüs salgınından dolayı biraz sarsıcı geldi bu kısım bana. Bir de olayların İstanbul'da geçmesi insanı etkiliyor. Şimdiden iyi haftalar diliyorum herkese, sevgiler...

31 Temmuz 2021 Cumartesi

Hayata tutunmak // Radyo tiyatrosu

Bir akşam uyumadan önce dinledim bu tiyatroyu. Televizyondaki vahşet görüntülerini ve dramları uyumadan önce bilinç altına akarmaktansa böyle olumlu mesajlar veren, görsel olmadığı için dinlerken gözlerinizi dinlendirebileceğiniz hikayeler dinlemek çok daha faydalı diye düşünüyorum.

Dört kişilik bir ailenin hayatı üzerine kurgulanmış olaylar, özellikle de evin hanımının... Ev hanımı olan kadının kocası kaptan olarak gemilerde çalışmaktadır. Çocuklar büyümüş, lise çağına gelmiştir ve ikisinin de kendilerine ait hayatı vardır artık. Bu durumda kadın çok yanlız hissetmeye ve bazı psikolojik sorunlar yaşamaya başlar, adeta kişiliği değişmiştir... Ancak kendine bir çıkış yolu bulacaktır, eşi de daima O'nu desteklemekte ve yanında olmaya çalışmaktadır.

Umut verici bir hikaye: "Hiçbir zaman hiçbir şey için geç kalınmış değildir." Dinlemek isteyenler için Youtube bağlantısını aşağıya bırakıyorum, sevgiler ❤

19 Temmuz 2021 Pazartesi

Aya Seyahat (1902) film yorumu

Dün gece izleyecek birşeyler araştırırken rastladım bu filme. Çok önemli bir özelliği var: Dünyada çekilen ilk bilimkurgu film! Süresi 15 dk. Sessiz çekilmiş, alt yazı ile sahnelerin açıklaması yapılıyor. 


Bir grup gökbilimci heyeti toplanıyor ve Aya gitme planları yapıyor. Bir mekik inşaa edilerek planlar uygulanmaya başlıyor. Aya iniş yaptıktan itibaren gök cisimleri ve aylılar tarafından düşmanca karşılanan dünyalılar...


Kısacık bir film için bu kadar anlatım bile fazla :) O zamanın gökbilim teknolojisi nasılsa filmi ona göre değerlendirmek lazım aslında ama bana çocuksu ve komik geldi. Ancak insanlığın ilk bilimkurgu filmini izlemenin heyecanı hep üzerimdeydi... Sevgiler ❤

Bilinmeyen bir kadının mektubu - Stefan Zweig

Sarsıcı! Bu kitapla ilgili ilk tepkim bu. Çocukluğundan beri tek bir adama saplantılı bir şekilde aşık bir kadının bu adama yazdığı mektup, kitabın tamamını meydana getiriyor. Bir kadın olarak kendimden bir parça buldum bu kadında. Acı olan taraf ise bu kadına çok üzülmem, tabi bu durumda gereken dersi de aldım. 


Bugün okuduğum kitabı yanıma almadan dışarı çıkınca çok sevdiğim bir kitap-kafe ye uğradım. Buranın kendi kütüphanesi var ve oturduğum süre içinde bitirebilmek için ince bir kitap seçtim, bu da bir Stefan Zweig kitabı oldu...  Daha önce yazardan Amok Koşucusu'nu okumuştum, insan psikolojisini çok fazla yansıttığı için pek hoşlanmamıştım. Yine de bir süre sonra farklı bir kitabını okumak istemiştim. Şimdi aralıklı olarak bir çok kitabını okumak istiyorum.

Kadının sevdiği adam bir yazar, birkaç kere yolunun kesiştiği ama hiçbir zaman dikkat etmediği ve sevmediği bu kadından 41. doğumgününde bir mektup alır. Kadın O'nu ilk gördüğü günden son buluşmalarına kadar her detayı O'na ayrıntılı bir şekilde yazar. Tabi o anlar kendisi için çok önemli ve duygu doludur, hepsini detaylı olarak ifade eder. Burada gerçek hayatta (bence) olamayacak kadar aşırı uç duygular ve adamın umursamazlığı ayrıca bir kadının aşırı fedakarlığı söz konusu ama zaman zaman adamın ve zaman zaman da kadının yaklaşımları doğrultusunda davrandığınızı hissedebilir, okurken benim gibi kendinizden bir parça bulabilirsiniz.

Kitabı ilk fırsatta okuyun derim, başlamadan önce de kendinize papatya çayı demleyin :) Sevgiler ❤

12 Temmuz 2021 Pazartesi

Bugün şifa dolu sözlere ihtiyacım var

 İşte bunun için biraz Tuğçe Işınsu okudum. Okuduğum kadarını da dönüşümüm için faydalı buldum, sizinle de paylaşmak istiyorum.

"Düşünce yaratıcıdır, düşünce yaratır. Her şey düşünce ile yaratılır, inanç ise büyük destekçidir. Hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun çünkü değişmeyen sensin. Bunu kabul etmeyip dışarıyı da suçlama. Düşüncelerinin kalitesi yükselirse kesin olarak yaşamın da değişir. Acı kadar büyük bir fırsat yoktur. Fırsatlar geldikçe dersi al ve yola dönüşümle devam et. Hiçbir olay da başına bir anda, beklenilmeksizin, aniden gelmez; geçmişteki sen korkularınla onu beslemiştin, çağırmıştın. İnançlarının yönü senin kaderini belirliyor; bazen korkulara tutunuyorsun, bazen hastalığını seviyorsun, bazen kaybetmeyi seçiyorsun, aslında acı çekmeyi seviyorsun. Hayallerinin aslında gerçek olmasından bile korkuyorsun, onları kendin baltalıyorsun. Layık görmediğin şey sana çekilemez ki... Dünya senin içinde, herkes o nedenle Dünya’yı farklı algılar. Yalnızlığınla barışamadığın için hâlâ enerjini çeken kişileri de yaşamında tutuyorsun değil mi... Kendine işte böyle haksızlık yapıyorsun. Gerçekten içinden gelenleri yapmaya başladığında büyük bir değişimin kapısı da açılmış olacak.

Dünya böyle, hayat böyle, insanlar böyle çünkü sen böy-lesin...

Az ile yetin, zaten gerçek “çokluk” budur.

Düşle ve maddeye dönüştür.

Kökten değişim kalabalık ile yapılmaz, evet bir süre yalnız kalabilirsin.

Bağımlı olduğun her şey seni yok eder.

Vizyon, imgelenen ve gerçek arasında bir fark yok.

Bedenin yalan söylemez, bedenin seni yansıtıyor. İç dünyanı yani...

Sen kendine yardım edemiyorsan, insanlar zaten sana yardım edemez.

Her şey düşlemiş olduklarının bir sonucu...

Düşmanın sandığın senin eğitmenin; o sana bir şey öğretmeye geldi.

Hiçbir engel senden büyük değil.

İmkansız değil, yolunu değiştir, yine aynı sonuca gidebilirsin.

Amaç sensin, kendinden büyük amacın yok.

Birilerinden beklemek güç kaybıdır, kendinden bekle.

Daha fazlasına sahip olman, şimdi sahip olduğundan vaz-geçebilmenle başlar.

Sevgiyi bilmeyen; şüphelenir, endişe duyar.

Her şey birbiriyle bağlantıda; bütünden ayrı hiçbir şey yok ve olamaz.

Sınırları içinden sil ve frekansını yükselt.

Sorumluluğu alırsan sahip de olabilirsin.

Uğraşma fazla, vizyonunu genişlet gerisi gelir.

Tüm bilgi şimdi’nin içinde ve tüm olasılıklar şimdi’de.

Sevgi bağımlı olmamaktır.

Evren ve enerjiler senin hizmetinde.

“Benzemek” korku ve sıradanlığı seçmektir."

7 Temmuz 2021 Çarşamba

Marvel Şövalyeleri | Hulk çizgi roman yorumu

 Merhabalar, çizgi roman okumayalı o kadar çok zaman olmuştu ki, okuduğum kareden hangi kareye atlamam gerektiğini, yani nasıl okunduğunu bile unutmuşum :) Hulk'un çizgi roman serisini pdf olarak kaydetmiştim bilgisayarıma ama dediğim gibi okumak karışık geldiği için birkaç kere açıp ardından hemen kapatmıştım. Sonunda okuyabildim 😊. Bu seri dört bölümden oluşuyor, bende ilk üç kitap vardı. 4. kitabı da cizgiromanvadisi.com üzerinden okudum. 


Hulk'ın filmlerinin de olduğunu bilmeyen yoktur sanırım, ben izlemedim ama bir ara baştan itibaren izlemeyi düşünüyorum. Öncelikle kısa bir bilgi vereyim, Hulk aslında kim?

Hulk, Bruce Banner adında bir genetik araştırmacısının sinirlendiği zaman dönüştüğü yeşil bir canavar. Banner'ın trajik bir geçmişi vardır ve kendisini bu canavara dönüştürmesinin sebebi bir kaza geçirmesidir.


Çizgi romanda ise Banner savunma konusunda mutantlar geliştiren bir kurumda çalışıyor. Bir gün insan formundayken hırpalanıp, ölmek üzereyken bir nehre atılıyor ve bir genç kız tarafından kurtarılıp tedavi ediliyor. Tekrar yakalanana kadar şehirde birçok insan onun gibi yeşil mutantlar ve robotlar tarafından öldürülüyor ancak bunların en güçlüsü Hulk'tur. Banner ise bu olaylar olurken bir türlü dönüşemez ve sonunda O'nu dönüştürmek için bir enjeksiyon yapılır ve dönüşür ancak kötü güçlerin kontrolü altındadır. 


Bu çizgi romanı okumanın keyfini güzel çizimlerini inceleyerek çıkarabilirsiniz. Yazıları az ve o yüzden konuyu anlamak ve bağlamak biraz çaba gerektiriyor. cizgiromanvadisi.com dan tüm bölümlerine rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Sevgiler ❤

3 Temmuz 2021 Cumartesi

Haziran Ayı En'leri

 Seviyorum

Haftasonu gezilerimi seviyorum. Haziran'da yaylalarda kar görmek, soğuk havada mont giyip bere takmak, paha biçilemez değerde bence.

Yiyorum

Yaz mevsiminde yetişen meyveleri seviyorum. Bol meyve çeşitliliği var pazarda, hemen her hafta kayısı, kiraz, kavun ve karpuz alıyorum, severek tüketiyorum.

İçiyorum

Kahve bana dokunduğu için içemiyordum ama BİM'deki latteyi keşfettim. Çok az kahve içeriği var, dokunmuyor. Bu ara favorim.

Hissediyorum

Fazla korku-gerilim filmi izlememem gerektiğini hissediyorum, modumu düşürüyor.

Yapıyorum

Canımın istediğini... İstediğim kitapları okumaya zaman ayırıyorum, her hafta pazar alışverişi yapıyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum, bir de geçen aya, yaptığım piknikler damgasını vurabilir :)

Düşünüyorum

Doktora tezimden uluslararası iki makale çıkartmam lazım, devamlı erteliyorum. Acaba hocam bana kızgın mı ve artık biran önce yazsam diye düşünüyorum...

Hayal ediyorum

Paris'te bir hafta kalıp, altını üstüne getirdiğimi hayal ediyorum.

Dinliyorum

Arnavut grup Dua Lipa'yı dinliyorum sık sık, en çok da New Rules şarkısını. Slovakya'da yurtta kaldığımda oda arkadaşım Arnavutluk'tandı o yüzden daha çok ilgimi çekiyor.

Okuyorum

Kurgu-mitoloji kitapları okudum bu ay çok, bir de hayran kaldığım bilimsel içerikli bir kitap. Yorumlarına blogumda bulabilirsiniz. Şimdi Mehmet Ali Çatal'ın Bi Kahve İçebilir Miyiz? adlı kitabına başlayacağım, yaza uygun hafif bir kitapmış :)

İzliyorum

Bir korku-gerilim ve bir de eski felsefik bir film izledim geçen ay. İkisinden de etkilendim... Yorumlarına blogumda ulaşabilirsiniz.

Mutlu, sağlıklı ve verimli geçsin Temmuz ayı😊❤

1 Temmuz 2021 Perşembe

Percy Jackson ve Olimposlular // Şimşek Hırsızı (1. Kitap)

 Kitaba başladığımı bile anlamadan bitiverdi. Percy Jackson ve Olimposlular, Rick Riordan'ın genç yetişkin roman serisi. Serideki kitaplar şu şekilde:

• Percy Jackson 1  Şimşek Hırsızı

• Percy Jackson 2 Canavarlar Denizi

• Percy Jackson 3 Titan’ın Laneti

• Percy Jackson 4 Labirent Savaşı

• Percy Jackson 5 Son Olimposlu

Bu güzel kitaba Okuduğum Kitaplar blogunda rastladım ilk olarak. Sanırım Sürükleyici Kitaplar derlemesi yazısında bahsi geçiyordu. Kitapyurdu'ndan alışveriş yapacaktım ve o yazıda geçen çoğu kitabı araştırdım ancak stoklarda yoktu. Bu serinin ilk kitabına ulaşabilmiştim ve böylece elime geçti. 

İşin ilginç yanı, o alışverişimde farketmeden iki mitolojik kurgu kitabı almışım. Biri bu, diğeri de Madeline Miller'ın Akhilleus'un Şarkısı adlı kitabı. O'na da başladım, her iki kitap da çok akıcı...


Annesi ve üvey babasıyla yaşayan Percy'nin gittiği okullarda oldukça başarısız bir geçmişi vardır. Kendisine dikkat eksikliği, hiperaktivite ve disleksi gibi bir çok tanı konulmuştur. Ancak daha sonra anlaşılır ki Percy bu dünyaya ait bir çocuk değildir. Eski Yunan mitolojisindeki tanrılara ait dünyanın bir parçasıdır, çünkü O bir yarı-tanrıdır. Annesi bir insan ancak babası bir tanrıdır ve annesi bu dünyada O'nu Olimpos'un tehlikeli varlıklarından korumak için yine bir insan olan üvey babasıyla birliktedir. 

Percy, annesiyle deniz kenarında yaptığı bir tatilde saldırıya uğrar ve annesi O'nu güç bela Poseidon'un kendisine bahsettiği bir kampa götürür. Bu kamp yeryüzünde mitolojik canlıların barındığı bir yerdir ve Percy burada güvendedir. Eski Yunanca'yı çok iyi okuyabildiği ve çok iyi bir savaşçı olduğu anlaşılır. Bir süre orada kaldıktan sonra Olimpos tanrıları tarafından Percy'ye önemli bir görev verilir. Bu görevi yerine getirebilmek için iki arkadaşıyla birlikte kamptan ayrılır, maceralı bir yolculuğa çıkarlar...

Kitapta mitolojide anlatılan varlıklar ve aralarındaki ilişkiler tutarlı bir biçimde işlenmiş. Bu karakterlerin hayatlarını ve tavırlarını takip etmek çok çok eğlenceli. Percy'nin cesurca atıldığı tehlikeler ve büyülü maceralar okunmaya değer. Ben kitabı çok sevdim, herkese tavsiye ediyorum.

29 Haziran 2021 Salı

Paris'in yabancısı - Radyo tiyatrosu yorumu

 Öncelikle aklımın Antalya'da yaşanan çocuk istismarı ile ilgili haberde olduğunu söylemeliyim. Umarım suçlular gereken cezayı alırlar, gerçekten çok iç burkutucu bir durum. Bu olayların ülkemizde yaşanması çok acı, caydırıcı önlemler alınmasını umuyorum...

Bunca kan dondurucu gerçek olay varken, bir de korku gerilim filmleri izlemeye ve bu temalarda tiyatro dinlemeye ne gerek var değil mi? En son izlediğim Midsommer filminin etkisinden birkaç hafta çıkamadım. Bu tiyatro oyunu da masum ve heyecanla ilerlerken, ikinci yarısı bir cinayet davası konusu olarak devam etti. Gazeteleri de takip edersem sanırım korkudan dışarıya bile çıkamayacağım. Neyse ki bizim evde annem okuyup önemli yerlerden bana bahsediyor, her şeyi bilmiyorum ve böylesi daha rahat.


Bu radyo tiyatrosuna ilk nerede görüp kaydettim bilmiyorum. Sık kullanılanlar'da YouTube bağlantısı duruyordu. Bir gün dinlemek için açtım ama fazla ilerlemeden kapatmıştım, pek cazip gelmedi ama sonra tekrar şans verebilirim düşüncesiyle bağlantı adresini silmedim. Paris benim gidip görmek, her yerini detaylı olarak gezmek ve kafelerinde bol bol zaman geçirmek istediğim bir şehir. O yüzden gerçekten merak ettiğim bir radyo oyunuydu ama çocukluğumdan beri arkası yarın dinlemiyordum ve artık ilgimizi cezbedecek o kadar değişik şeyler var ki, neyse sonrasında dikkatimi vermeyi başardım :)


Konusuna geçeyim... Fransa'nın küçük bir kasabasında yaşayan Clara, gençlik çağına gelince bu kasabadan sıkılmaya başlar. Hayallerinde Paris'te yaşamak vardır ve bir gün, orada yaşayan eski bir arkadaşı ziyaretine gelir. Eskiden birlikte kurdukları Paris'te yaşama hayallerinden konuşurlar ve arkadaşı Paris'e giderken kendisini de götürmeyi teklif eder. Aynı evi paylaşacaklardır ve arkadaşı O'nun iş bulmasına yardım edecektir. Clara başta bundan arkadaşına bahsetmez ama oraya gidince ünlü ve zengin olma hayalleri kurmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için kısa bir süre içinde bir tiyatro okuluna yazılır. Aynı zamanda müziğe olan yeteneğini de geliştirmek istemektedir.

Ancak önceleri farkında olmasa da, edindiği arkadaşların çoğu güvenilmez ve ahlaksızdır, kendisinden faydalanmak isterler. Hayati tehlike atlatır ancak yine de burada amacına ulaşacağı inancından vazgeçmez...

Verilen, güvenli limanlarınızda kalın, maceraya atılmayın, anne ve babanızın yanından ayrılmayın gibi biraz eski kafalı bir mesajdı ama nostaljik bir deneyim oldu benim için. Bu ara bir de sesli kitap dinlemeyi düşünüyorum Sabahattin Ali'den. Paris'in Yabancısı'nın YouTube bağlantısını aşağıya bırakıyorum. Mutlu günler (ne kadar başarabilirsek), sevgiler ❤


21 Haziran 2021 Pazartesi

Kitap yorumu: 50 Soruda Maddenin Evrimi /Kerem Cankoçak

Kerem Cankoçak hocama hayran kaldığım bir okuma oldu. Hem konular üzerine hakimiyeti, hem de kitabı yazım dili çok harika. Birkaç kere okumak isteyebileceğim bir kitap. Birçok bilimsel konuda fikir sahibi olurken hayatta bunları öğrenmek ve hayata geniş bir çerçeveden bakmak varken, yarattığım gereksiz sorunlara kafa yorduğuma üzüldüm.


Bundan sonra Alfa Bilim yayınlarından bilimsel kitaplar okumaya devam edeceğim. Tek sorun internette kitapların baskılarının genellikle tükenmiş olması. Bu kitapta birçok başka kitaba atıf var, hemen hepsini not aldım. 

Kitapta, farklı ana başlıklar altında sorular toplanmış ve bunlara yanıt veriliyor. Madde nedir, atom ve atomaltı parçacıklardan başlayarak, evren, uzay, yapay zeka ve en son bilim felsefesi üzerine yazılar var. Konu başlıklarından bazılarını buraya aktarayım, ne kadar dolu dolu ve ilginç olduğunu anlayın :)

- Bozunum nedir?
- Atomaltı parçacık nedir?
- Madde uzayzaman içinde mi yer alır?
- Kuantum dalgalanması nedir? Boş uzay var mıdır?
- Evrenin toplam enerjisi nereden geliyor?
- Kara madde nedir?
- Süpersimetri nedir?
- Zamanda yolculuk mümkün mü?


Ayrıca bilim adamımız CERN'de çalışmış bir süre, orada yapılan deneyler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Şu anda İTÜ Fizik Mühensiliği'nde profesör olarak görev yapıyor.

Sorular basit gelebilir ve cevaplarını bildiğinizi düşünebilirsiniz, ben bu konularda çok yazı kitap vs. okudum ama bu kitaptan çok şey öğrendim, bazı bölümleri anlamakta zorlansam da odaklanınca anlaşılmayacak kısım yok bana göre. 

☆"Kaos kuramı günümüzde, çevremizdeki dünyanın karmaşık görünümü altındaki derin basitliği araştırır."

☆"Evren ilk zamanlarda çok çok küçükken (bir atomdan bile kat kat küçükken), herşeyin birbirine çok yakın olduğu durumdaki belirsizlik, evren için pek çok mümkün durum yaratır."

☆"1990'ların sonunda yapılan ölçümler göstermiştir ki, itici bir kara enerji sayesinde evren hızlanarak genişlemektedir."

☆"Eğer çoklu evren varsa, bu, sonsuz sayıda dünya, sonsuz sayıda varyasyon ve esasen sonsuz sayıda eşdeğer kopya demektir. Bu bağlamda sonsuz bir evrende, bize eşdeğer insanların hayatlarını tıpkı bizim gibi sürdürdüğü sonsuz sayıda evren dahil olmak üzere her şey mümkündür. Ama bu benzer evrenlerin herhangi birinin "bizim" kabarcığımızı işgal etme şansı yok denilecek kadar azdır. Çoklu evrenlerin bazı versiyonlarına göre, evrenler birbirinden çok çok uzaktalar, bazı kuramlara göreyse başka boyuttalar. Ama sonuçta bunların birbirleriyle etkileşme şansı hemen hemen sıfırdır."

17 Haziran 2021 Perşembe

Ritüel / Midsommer film yorumu

Bir korku/gerilim filmiyle karşınızdayım. Nadiren film izlememe rağmen, şu ara okuduğum bilimsel bir kitabı içime sindirerek, azar azar okuduğum için arada film izlemek hoşuma gidiyor. Ancak gerilim filmi olduğunu baştan bilmeme rağmen izlerken beni biraz zorladı açıkçası...

2019 yapımı, Amerikalı sinemacı Ari Aster'in yazıp yönettiği bir film, IMDB puanı 7.1. Dani'nin ailesi korkunç bir cinayete kurban gider ve erkek arkadaşı Christian'dan destek almak ister. Christian kendinden beklenileni yapar ama bu arada kendisi gibi doktora yapan erkek arkadaşları ile bir İsveç gezisi planlamaktadır. İsveç ve tanışacakları güzel kızların hayalini kurarlarken Dani durumdan haberdar olur ve grubun seyahat planlarına dahil olur.  

İsveç'te kendilerine özgü geleneklerini sürdüren ve kırsalda yaşayan bir komün topluluğun bulunduğu yere giderler. Bu grup yaz dönümü kutlamaları yapacaktır, başlarında çiçekten taçlar, beyaz kıyafetler ile herşey çok masum ve güzel görünmektedir.

Gruptan iki arkadaş bu grubu doktora tezlerinin konusu yapmak isterler. Ancak bir süre sonra işin iç yüzü anlaşılır. Bu kutlamalarda insanlar kurban edilmektedir. Bundan sonra kutlamalara misafir olarak gelen arkadaşları kabus dolu günler beklemektedir.

Filmin çarpıcı tarafı, olayların doğada, çok huzurlu ortamlarda, çiçekler içerisinde geçerken kan dondurucu cinayetlerin işlenmesiydi bana göre. Kafa yapan maddeler kullanıldığını da belirteyim.

Senaryo gerçekte İsveç'te yapılan Midsummer etkinliklerinden esinlenilerek yazılmış. Tabi orada böyle canice olaylar yok ancak film beni bir nebze böyle toplantılardan soğuttu.

Sinemaya tutku duyanların merakla izleyebileceği ancak benim gibi zevk olsun diye arada sırada film izleyenler için önermeyeceğim bir film. Gerim gerim gerileyim istiyorsanız şans verebilirsiniz ama sonrasında bende iyi duygular uyandırmadığını belirteyim. Sevgiler :)

11 Haziran 2021 Cuma

Le Ballon Rouge -Kırmızı Balon (1956) film yorumu

 "Gez ve kimseye söyleme; gerçek bir aşk hikayesi yaşa, kimseye söyleme. Mutlu ol, kimseye söyleme; insanlar güzel şeyleri mahveder." Halil Cibran

Hızlı bir giriş oldu :) filmin anlatmak istediğini özetliyor bu söz. Ben nereyi gezsem, ne zaman mutlu olsam sosyal medyada yansıtıyorum. Belki de yanlış yapıyorum, kıskananlar oluyordur. Herkes paylaşınca eşitleniyoruz :)) ama bazı takipçilerim de izleyici konumunu koruyor. 


Filmin orijinal özellikleri var onlardan bahsedeyim önce. Fransız yönetmen Albert Lemorisse kendi oğlunu baş rolde oynatmış. Çocuğu çok sevimli, oyunculuğunu da çok başarılı buldum. Sessiz film sayılacak kadar az konuşma var ve 34 dakikalık bir kısa film. Birçok ödül almış film ama en önemlileri senaryo Oscar'ı ve Altın Palmiye. 


Pascal bir sabah bir sokak lambasına bağlanmış kocaman, albenili, kırmızı bir balon görür ve onu oradan alarak okula gider. Balonla otobüse binemez, okulda içeri alamaz. Balon çocukların ilgisini çekip ortalığı karıştırdığı için ceza alır. Evde annesi de balonu içeriye almayacaktır ancak balon serbest kalsa da Oscar'ın çevresinden ayrılmaz. Artık birbirinden ayrılamayan iki iyi arkadaş olmuşlardır, hatta birbirlerine muziplikler bile yaparlar. Resimde görüldüğü gibi kentin gri beton yapısı ve insanların da bununla uyumlu tonlarda giyimleri ile adeta herşeyin siyah-beyaz yaşandığı ortamda kırmızı, parlak balon tezatlık oluşturuyor. 
 

Kırmızı balonundan hiç ayrılmayan Pascal, bir süre sonra mahallenin çocuklarının dikkatini çeker. Balonu ele geçirmek isteyen çocuklar Pascal'a büyüklerden öğrendikleri şiddeti uygulamaya hazırdır. Filmi izlemeye değer buldum. Mutlu bir haftasonu diliyorum...

3 Haziran 2021 Perşembe

Sarımsaklı ekmek ve Salatalık mezesi

 Merhabalar, aslında bloga yazılacak çok şey birikti. Bu tariflerin dışında bir gezi yazısı ve bir de yaptığım seramiklere dair yazmak istiyorum. Yaptığım onca şeye rağmen bu sabah uyandığımda kendimi biraz amaçsız hissettim. Bu his beni rahatsız etti, günlerimi daha verimli geçirmeye karar verdim.

Bu ara mesleki bir yaz okuluna katılıyorum Zoom üzerinden. Öğleden sonra 2 gibi başlayıp akşamüstü 5 gibi bitiyor. İnternet üzerinden de olsa biraz çevre edindim, yeni şeyler öğrendim. Bir yandan da tanıştığım kişilerin çalışmalarını araştırıp ilgimi çeken makalelerini okuyorum.

Bu ara yaptığım iki leziz tarifi paylaşacağım sizinle. Sarımsaklı ekmek tarifine Aysel'in Mutfağı blogunda rastladım. Blogunu takip etmenizi öneririm, hemen her paylaşımı hoşuma gidiyor benim. Sarımsaklı ekmek ise efsane.


Eskiden Pizza Hut'un sarımsaklı ekmeklerine bayılırdım. Dilim ekmek halinde satılıyordu ve bu şekilde tarifler de var. Ama hiçbir zaman sevdiğim tadı tutturamamış ve uğraşmayı bırakmıştım. Bu tarifle sevdiğim lezzeti yakaladım ve bir güzel yanı da dilimden fazla olması ve doyana kadar yiyebilmek :) Tarife BURADAN ulaşabilirsiniz. Tarifte iki diş yazıyor ama ben neredeyse bir baş sarımsak kullandım. Aromasını almak için bu şekilde yapmanızı öneririm. Bir de ben maydanoz kullanmadım, bol kekik kullandım.

Bu ekmeğin hamuru çok rahat incecik açılıyor, o yüzden daha sonra aynı ekmek hamurunu hazırlayarak gözleme de yaptım, bu da ek bir bilgi olsun :)

Salatalık mezesi için ise cacığın geliştirilmiş versiyonu diyebiliriz. Zaten cacığı çok severim, bu daha lezzetli oluyor. Tarifi için buraya TIK: yoğurt miktarını iki-üç kat, mayonezi de iki kat arttırdım ben. Bir de küçük boy mısır konservesinin hepsini kullandım. Sarımsak miktarını arttırdım ve kuru nane kullandım ki o da çok yakışıyor. 


Deneyecek olanlara şimdiden afiyet olsun. Güzel, verimli bir gün diliyorum.